<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>GALATASARAY &#124; burAdayız - ultrAslan &#187; röportaj</title>
	<atom:link href="http://www.buradayiz.com/tag/roportaj/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.buradayiz.com</link>
	<description>Damarımda ki kandan daha yakınsın Galatasarayım...</description>
	<lastBuildDate>Tue, 08 Jun 2010 15:41:58 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Jo: &#8220;Uzun Yıllar Galatasaray’da Kalmak İstiyorum&#8221;</title>
		<link>http://www.buradayiz.com/2010/03/05/jo-uzun-yillar-galatasaray%e2%80%99da-kalmak-istiyorum/</link>
		<comments>http://www.buradayiz.com/2010/03/05/jo-uzun-yillar-galatasaray%e2%80%99da-kalmak-istiyorum/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 05 Mar 2010 20:20:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EMRE</dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportajlar]]></category>
		<category><![CDATA[jo]]></category>
		<category><![CDATA[joao]]></category>
		<category><![CDATA[röportaj]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buradayiz.com/?p=439</guid>
		<description><![CDATA[
Galatasaray’ın Brezilyalı golcüsü Joao Alves, Galatasaray Televizyonu’nda yayınlanan “Kaleydoskop” programına konuk oldu.

En baştan başlayalım. Galatasaray&#8217;a gelişinden. Galatasaray&#8217;ı seçmesinin sebepleri nelerdi?
Öncelikle Galatasaray&#8217;da olduğum için çok mutlu olduğumu söylemek istiyorum. İlk buraya geldiğimde hatırlarsanız konuştuğumuzda da söylemiştim. Galatasaray&#8217;a gelmemin en büyük sebeplerinden bir tanesi çok büyük bir camia olması. Çok büyük kitlelere hitap etmesi, onun haricinde Haldun [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone" src="http://www.galatasaray.org/images/haberler/61/B_6358_B_6335_B.jpg" alt="" width="470" height="179" /></p>
<p>Galatasaray’ın Brezilyalı golcüsü Joao Alves, Galatasaray Televizyonu’nda yayınlanan “Kaleydoskop” programına konuk oldu.</p>
<p><span id="more-439"></span></p>
<p><strong>En baştan başlayalım. Galatasaray&#8217;a gelişinden. Galatasaray&#8217;ı seçmesinin sebepleri nelerdi?</strong></p>
<p>Öncelikle Galatasaray&#8217;da olduğum için çok mutlu olduğumu söylemek istiyorum. İlk buraya geldiğimde hatırlarsanız konuştuğumuzda da söylemiştim. Galatasaray&#8217;a gelmemin en büyük sebeplerinden bir tanesi çok büyük bir camia olması. Çok büyük kitlelere hitap etmesi, onun haricinde Haldun Bey&#8217;in etkisinin çok büyük olduğu orada konuştuğumuzda, bana yaklaşım tarzı, o da beni çok etkiledi, o yüzden bu sebepler birleşince Galatasaray&#8217;ı seçmem zor olmadı.</p>
<p><strong>Gelmeden önce İstanbul ile ilgili, Türkiye ile ilgili neler biliyordu ?</strong></p>
<p>Türkiye ligi ile ilgili, ülke ile ilgili bilgilerim vardı çünkü Galatasaray&#8217;da Elano Blumer olsun, geçtiğimiz sezon Lincoln olsun bir çok Brezilyalı vardı. Diğer takımlarda oynayan bir çok Brezilyalı var ve onlarla konuşma fırsatı, onlardan bilgi alma fırsatı çok buldum. O yüzden hem ülke anlamında hem Türkiye ligi anlamında bilgim vardı.</p>
<p><strong>İstanbul&#8217;a geldiğinde inanılmaz bir taraftar topluluğu onu karşıladı neler hissetti o anda ?</strong></p>
<p>Hayatımdaki çok önemli anlardan biriydi o bence tabiki mutlaka yeni bir transfer olarak geldiğiniz zaman bir taraftar kitlesinin beni karşılayacağını biliyordum ama o kadar çok tahmin etmiyordum. Bu da tabi ki bir futbolcuyu çok mutlu eder ve bende çok mutlu oldum. Biraz önce de söylediğim gibi hayatımda unutamayacağım anlardan biriydi.</p>
<p><strong>Kendisiyle ilgili biraz birşeyler anlatabilir mi bize ? Karakter yapısından bahsedebilir mi ? Jo nelere güler, nelere kızar ?</strong></p>
<p>Genelde çok sakin bir insanım. Arkadaşlarımla yaşamayı seven bir insanım, futbol oynarken mutlu olurum saha içinde saha dışında da genelde sakin bir insanım. Çok uzun zamandır arkadaşlarımla beraber yaşıyorum. Onlarla olmaktan çok mutluyum.</p>
<p><strong>Ailesi Brezilya da mı şimdi ?<br />
</strong><br />
Ailem Brezilya&#8217;da biraz öncede söylediğim gibi burada arkadaşlarımla yaşıyorum. Bazı arkadaşlarım gelip burada beni ziyaret ediyorlar.</p>
<p><strong>Biz geçtiğimiz haftalarda Elano&#8217;ya Brezilya’yı sormuştuk, ülkesini anlatmasını istemiştik. Birazda Jo&#8217;dan dinlemek istiyoruz Brezilya’yı. Kendisi ülkesiyle ilgili neler söyleyebilir ?<br />
</strong><br />
Her Brezilyalı’nın söyleyeceği gibi Brezilya mükemmel bir ülke, yaşamayı seven insanlar topluluğu diye adlandırabilirim. Bence mutlaka bazı bölümler tehlikeli ama genel olarak dünyanın en güzel ülkelerinden bir tanesi.</p>
<p><strong>Geçtiğimiz hafta maçta attığı golden sonra bir samba dansı yaptı. Gerçekten taraftarlar bununla ilgili çok mesaj atmışlar bize bu samba danslarının devamı gelecek mi seviyor mu dans etmeyi ?<br />
</strong><br />
Gol attıktan sonra yaptığım dans aslında samba değildi. Bir gün televizyon izlerken bir Türk kanalında gördüm o dansı bilmiyorum, Türkler’e özgü bir dans mı ama çok hoşuma gitti öyle bir dans yapma isteği duydum onun haricinde ne tür olursa olsun dans etmeyi çok seven bir insanım.</p>
<p><strong>Takip ettiği izlediği müzik kanalları var mı, Türk müziklerini dinledi mi ?</strong></p>
<p>Genelde ben müzik dinlemeyi çok seven bir insanım. Sadece Brezilya müzikleri değil evdeyken MTV&#8217;yi açıyorum orada bir çok müzik dinleme şansım oluyor onun haricinde Türk kanalları da öyle genel olarak müziği seven bir insanım.</p>
<p><strong>O zaman en sevdiği şarkıyı soruyoruz.</strong></p>
<p>Bazı şarkıları söylesem anlamazsınız çünkü Brezilya müzikleri. Onun haricinde Chris Brown&#8217;ı genelde ipod&#8217;umda dinliyorum ama genel olarak Brezilya müzikleri dinlemeyi seviyorum.</p>
<p><strong>Jo&#8217;nun futbol dışında ilgilendiği takip ettiği bir spor var mı ?<br />
</strong><br />
Seyretme anlamında basketi çok seviyorum küçüklükten beri boyumdan dolayı bir basketçi olabilir miyim diye bakıyordu herkes ama sonra futbolcu oldum oynama anlamında en iyi yaptığım spor futbol diğer sporları yapamıyorum.</p>
<p><strong>Futbola nasıl başladı?<br />
</strong><br />
Kardeşim futbol oynarken onu seyretmeyi çok seviyordum. Ondan sonra kendim de 6 yaşında başladım. Salon futboluyla başladım ondan sonra bugüne kadar devam ettim.</p>
<p><strong>Hayallerini hedeflerini sormak istiyorum ama futbol dışında. İlerleyen yıllarda Jo nasıl bir hayatı olsun istiyor ?</strong></p>
<p>Futbolun dışında en büyük hayalim aslında pek hayal diyemem şu anda yapıyorum zaten Brezilya&#8217;daki yardıma muhtaç insanlara yardım etmek. Genelde arkadaşlarımla, Brezilya’daki diğer futbolcularla maçlar düzenliyoruz. O maçın geliri mutlaka çocuklara, kanser hastalarına gidiyor onun için en büyük hayalim ve yaptığım şey bu.</p>
<p><strong>Peki futbolda hedeflediği şeyler neler?</strong></p>
<p>Tabiki her futbolcu gibi bende başarılı olmak istiyorum, şampiyonluklar yaşamak istiyorum. Şu an oynadığım kulüp olan Galatasaray’da da şampiyonluklar yaşayıp, çok başarılı olmak istiyorum. Hayallerime gelince tabi bir Dünya Kupası’nda oynamak en büyük hayallerimden bir tanesi.</p>
<p><strong>Milan Baros artık sahalara dönüyor. Onun dönmesiyle beraber rekabet oluşacak. Neler söyleyecek bununla ilgili?</strong></p>
<p>Milan Baros’un aramıza dönmesi beni de, arkadaşlarımı da, hocamı da çok mutlu edecektir. Çünkü her pozisyon için birkaç tane alternatif olması daha iyi. O yüzden bende çok mutluyum onun dönmesinden.</p>
<p><strong>Rekabet Jo’yu hırslandırır mı peki?</strong></p>
<p>Tabiki böyle bir rekabet beni daha fazla hırslandırır, daha fazla motive eder. Az öncede dediğim gibi takım içinde çok iyi olur. Çünkü bireysel olarak bakmamak lazım. Burada takımın başarısı önemli. Zaten takım kazandımı, herkes kazanmış oluyor. Milan Baros’un dönmesi hem beni, hem takım arkadaşlarımı çok mutlu edecektir..</p>
<p><strong>Peki Galatasaray’da 32 numaralı formayı giyiyor. Bir sırrı, bir önemi var mı bu numaranın?</strong></p>
<p>Manchester City’de oynarken 14 numaralı formayı giyiyordum. Ondan sonra ordaki menajerimle konuştuğumda 32 numaralı formayı Tevez giyiyor, çok golcü oyuncu kendisi. O yüzden Galatasaray’da 32 numaralı formayı giyersem belki banada aynı şansı getireceğini düşündük ve böyle bir karara vardık. Şu ana kadar da gayet mutluyum 32 numaralı formadan.</p>
<p><strong>Hayatında en önemli golü diyebileceği bir golü var mı?</strong></p>
<p>Öncelikle çok mutluyum hayatım boyunca, kariyerim boyunca birçok gol attım. Çok önemli gollere imza attım. Derbilerde attığım goller var, onun haricinde şampiyonluğa giden yolda attığım goller var. Ama en unutamadığım gol ilk profesyonel olduğum zaman Corintihias’ta attığım goldür.</p>
<p><strong>Milli Takım’daki ilk deneyimi bildiğim kadarıyla Türkiye’ye karşı olmuş doğru mu?</strong></p>
<p>Evet. Sizinde dediğiniz gibi Milli Takım’la ilk maçım 2007’de Türkiye’ye karşı oldu. Yanılmıyorsam berabere bitti. Çok güzel bir tesadüftü benim için.</p>
<p><strong>Jo geçtiğimiz günlerde reklam yıldızı oldu. Reklam çekimlerine katıldı. Nasıl geçti reklam çekimleri?</strong></p>
<p>Benim için çok güzel bir tecrübe oldu. Brezilya’da da bu tip reklamlara katıldım. Tabi benim için daha kolaydı. Sonuçta konuştuğum dil Portekizce. Ama burada gelişimin 3 hafta sonrası gerçekleşti bu reklam, Türkçe konuştum, Türkçe konuşmaya çalıştım. O yüzden hem biraz zor geçti, hemde yorucu geçti. 12 saat sürdü çekimler. Çok güzel bir deneyimdi.</p>
<p><strong>Peki öğrendiği Türkçe kelimeler var mı?</strong></p>
<p>Daha önce oynadığım ülkelerde İngiltere olsun, Rusya olsun mutlaka birazcık kelimeler öğrendim. Burada da mutlaka çok zor dil ama okuyarak, tekrar ederek bazı kelimeler öğrenmeye çalışıyorum.</p>
<p><strong>Bize birkaç kelime söyleyebilir mi?</strong></p>
<p>Hayırdır, sağol. Sadece bildiğim kelimeler bunlar..</p>
<p><strong>Taraftarlardan gelen sorular var. Ama en çok sorulan sorunun ilki  Jo’nun önümüzdeki yıl Galatasaray’da kalıp kalmayacağı.<br />
</strong><br />
Dürüst olmam gerekirse ben böyle bir ortam beklemiyordum. O yüzden çok mutluyum. Şu anda burada olduğum zaman kendimi evimde gibi hissediyorum. Türkiye’deyken kendimi evimde gibi hissediyorum ve çok mutluyum. Ama sizinde bildiğiniz gibi Mayıs ayına kadar bir kontratım var. Kontratım bittikten sonra iki kulüp karşılıklı otururlar. Başkanımız olsun, Haldun Bey olsun, konuşulur, görüşülür. Ondan sonra bir karara varılabilir. Benim kendi fikrim Türkiye’de çok mutluyum ve uzun yıllar kalmak istiyorum.</p>
<p><strong>Taraftarlardan gelen bir diğer soruda Elano’yla ilgili. Elano’yla aralarındaki diyalog nasıl, sürekli görüşüyorlar mı diye sormuşlar ?</strong></p>
<p>Elano, gerçekten benim için çok önemli bir insan. Kendisini Brezilya Milli Takımı’ndan tanıyorum. Manchester City’de biliyorsunuz beraberde oynadık. Bana çok yardımcı olan, devamlı benim yanımda olan, çok iyi bir karaktere sahip bir arkadaşım.</p>
<p><strong>Taraftarlar demişki Manchester City’de oynarken bir ara saçlarını örmüş. İmajını soruyorlar, tekrar saçlarını örecek mi diye?</strong></p>
<p>Biraz daha ilerleyen zamanlarda değişik bir saç stili yapacağım. Ondan kimsenin şüphesi olmasın.  Saçıma çok ilgi gösteren bir insanım, bunuda ilerleyen günlerde farklı bir stille göstereceğim.</p>
<p><strong>Sürprizler olacak yani ?</strong></p>
<p>İlerleyen günlerde olacak.</p>
<p><strong>Peki en sevdiği film?</strong></p>
<p>Rocky serisi. Özellikle Rocky 4’ü çok seviyorum. Film seyretmeyi çok seven bir insanım. Birçok film seyrettim ve seyrediyorum. Ama beni en çok etkileyen filmlerden biri oydu.</p>
<p><strong>Türk yemekleri hakkında ne düşünüyor?</strong></p>
<p>Türk yemeklerini çok seviyorum. Genelde zaten çok fazla yemek seçmeyen biriyim. Birçok farklı mutfakta yemek yemeyi seviyorum.</p>
<p><strong>Peki taraftarlar Galatasaray’ın son durumunu değerlendirmeni istiyor?</strong></p>
<p>Tabiki şu an gösterdiğimiz iyi bir performans var. Lig’de birinci sıradayız. Sadece ben değil, takım olarak çok mutlu herkes bu durumdan. Şimdi artık önemli olan birinciliği koruyup, şampiyonluğa gitmek istiyoruz.</p>
<p><strong>Son olarak taraftara ne söylemek ister?</strong></p>
<p>Her zaman olduğu gibi, ilerleyen zamanlarda da bizi desteklesinler. Çünkü hem ben, hem takım arkadaşlarım onları mutlu etmek için elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyoruz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buradayiz.com/2010/03/05/jo-uzun-yillar-galatasaray%e2%80%99da-kalmak-istiyorum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Rijkaard: &#8220;11 Maça En İyi Şekilde Hazırlanıp Şampiyon Olacağız&#8221;</title>
		<link>http://www.buradayiz.com/2010/03/03/rijkaard-11-maca-en-iyi-sekilde-hazirlanip-sampiyon-olacagiz/</link>
		<comments>http://www.buradayiz.com/2010/03/03/rijkaard-11-maca-en-iyi-sekilde-hazirlanip-sampiyon-olacagiz/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 03 Mar 2010 16:30:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EMRE</dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportajlar]]></category>
		<category><![CDATA[rijkaard]]></category>
		<category><![CDATA[röportaj]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buradayiz.com/?p=430</guid>
		<description><![CDATA[
Galatasaray Teknik Direktörü Frank Rijkaard, Galatasaray TV’de yayınlanan “Rijkaard’la Soru Cevap” programında gündeme ilişkin açıklamalar yaptı.

Galatasaray, Kasımpaşa karşısına geçtiğimiz maçlara nazaran daha ofansif bir anlayışla, tam bir hücum takımı olarak çıktı. Bu kurgu için Kasımpaşa maçının seçilmesinin nedeni neydi?

Öncelikli olarak Atletico Madrid maçından bahsedelim. Atletico maçında daha defansif bir takımla çıkmamızın sebebi deplasmanda elde ettiğimiz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone" src="http://www.galatasaray.org/images/haberler/61/B_6336_b.jpg" alt="" width="470" height="179" /></p>
<p>Galatasaray Teknik Direktörü Frank Rijkaard, Galatasaray TV’de yayınlanan “Rijkaard’la Soru Cevap” programında gündeme ilişkin açıklamalar yaptı.</p>
<p><span id="more-430"></span></p>
<p><strong>Galatasaray, Kasımpaşa karşısına geçtiğimiz maçlara nazaran daha ofansif bir anlayışla, tam bir hücum takımı olarak çıktı. Bu kurgu için Kasımpaşa maçının seçilmesinin nedeni neydi?<br />
</strong><br />
Öncelikli olarak Atletico Madrid maçından bahsedelim. Atletico maçında daha defansif bir takımla çıkmamızın sebebi deplasmanda elde ettiğimiz avantajlı skordu. Alabileceğimiz bir golsüz beraberlik bizi bir üst tura taşıyacaktı. Atletico Madrid’in çok kuvvetli bir takım olduğunu biliyorduk. Böyle bir takıma karşı defans-orta saha-forvet bloğunu birbirine yakın tutmanız, rakibin yetenekli oyuncularına boş alan bırakmamanız gerekiyor. Bu sebepten ötürü daha defansif bir mentaliteyle oynadık. Kasımpaşa maçının zor olacağını biliyorduk çünkü rakibimiz kuvvetli bir ekipti. Ama maçın ilk dakikasından itibaren ‘’Maçı kazanacağız, üç puanı alacağız’’ mesajını vermek istiyorduk. Bu sebepten ötürü böyle bir kadro yapısıyla sahaya çıktık. Kasımpaşa topu ayağında tutmayı seven, geriden oyun kurmaya çalışan bir takım. Bu fırsatları onlara tanısaydık bizim için zor olacağını biliyorduk. Fiziksel bir değerlendirme yapacak olursak haftaiçi bir mücadeleye çıkmamış olan rakibimiz bizden daha diriydi. Biz Atletico Madrid maçından çıkmıştık, o mücadelede sahada olan futbolcularımızın bazıları Kasımpaşa karşısında da forma giydiler. Önemli olan alacağımız sonuçtu. Rakibimiz karşısında bu tip bir stratejiyle oynamamız işimizi kolaylaştırdı. Hem taraftarımıza bu maçı ne kadar istediğimizi göstermiş olduk, kazanma arzumuzun olduğunu belirttik. Bu kadroyla önde basarak onlara geriden diledikleri gibi oyun kurma fırsatı tanımadık.</p>
<p><strong>Fenerbahçe’nin puan kaybetmesi bu kadro seçiminde etkili oldu mu, yoksa bu kurgu önceden planlanmış mıydı?</strong></p>
<p>Fenerbahçe’nin bizim maçımız öncesinde almış olduğu mağlubiyet kadro seçimimizde kesinlikle etkili olmadı. Her zamanki düşüncemiz başka takımların maçlarına bakmaktan önce kendi maçlarımıza konsantre olmak doğrultusundadır. Kendi maçlarımıza yoğunlaşmak istiyoruz.</p>
<p><strong>Sezon içerisinde Fenerbahçe ne zaman puan kaybetse, liderliği ele geçirme şansı ne zaman Galatasaray’ın eline geçse takım bu şansları malesef iyi kullanamadı. Fakat bu kez böyle olmadı, böyle olmadığı gibi bir performans patlaması da yaşandı. Sanırım motivasyonu sağlamak da çok önemliydi, bunu nasıl sağladınız?</strong></p>
<p>Bu karşılaşmada alacağımız üç puanın öneminin farkındaydık, alacağımız üç puan rakiplerimizle aramızdaki puan farkının açılmasını sağlayacaktı. Atletico Madrid maçının ardından böyle bir performans sergilememiz beni çok mutlu etti, bu sebepten ötürü takımımı tebrik ediyorum. İyi performansımızda Atletico Madrid maçında forma giymeyen, Kasımpaşa maçına diri çıkan Jo, Giovani Dos Santos, Ayhan ve Sabri’nin sergiledikleri oyunun önemi büyüktü.</p>
<p><strong>Galatasaray sezona Baros’u merkez alarak başladı. Baros’un sakatlığından sonra Kewell merkezli bir oyun devam etti. İlerleyen dönemlerde Kewell ve Sabri de sakatlandı. Galatasaray sakatlıklardan yana çok şanssız bir dönem geçirdi. Ama bu durumlara rağmen ayakta kalmayı başaran ve lider durumda olan bir Galatasaray var. Bugün çizilen iyi tabloda sizin de payınız büyük. Yavaş yavaş geride kalan bu zorlu süreçle ilgili neler söylemek istersiniz?</strong></p>
<p>Bu saydığınız futbolcular Galatasaray için kilit isimlerdi. Bu tip anahtar fubolcuların sakatlığı her takım için önemli zorluklar oluşturur. Ama şu anda içinde bulunduğumuz şartlar ne olursa olsun daha fazla puan toplamış olabilirdik. Bu kilit oyuncularımızın eksikliğini bizlere hissetirmeyen futbolcularımızı da tebrik etmek istiyorum. Sakatlıktan yeni çıkan Uğur maç temposunu tam olarak oturtamadan elinden gelenin en iyisini yaptı. Forma giydiği mücadelelerde çok iyi bir performans sergilediğini düşünüyorum. Onun haricinde diğer oyuncularımız da aynı performansı verdi. Futbolcularımı tebrik etmek istiyorum çünkü sahaya çıkıp büyük bir mücadele gösteren onlar. Ligde lider durumda olduğumuz için onlara teşekkür ediyorum.</p>
<p><strong>Maçın başında Kasımpaşa’nın ofsayt olduğu gerekçesiyle iptal edilen golü, geçerlilik kazansaydı karşılaşmada neler değişirdi?<br />
</strong><br />
Maça çok çok iyi başlamadık ve bu pozisyonda dörde üç yakalandık. Kasımpaşalı futbolcu topu diğer arkadaşına bıraksaydı pozisyon ofsayt olmayacaktı. Bu açıdan baktığımız zaman bu anda şanslı olduğumuzu düşünebiliriz. Bu pozisyon gol olsaydı takımımın hızlı bir şekilde toparlanıp rakibe karşılık verebileceğini düşünürdüm. Biliyorsunuz ki 1-0 öne geçtikten sonra kalemizde bir gol görmemize rağmen hemen toparlanarak rakibe iyi bir cevap verdik. Eğer bu pozisyon gol olsaydı rakibe vereceğimiz cevap daha erken gelmiş olurdu diye düşünüyorum.</p>
<p><strong>Kasımpaşalı futbolcu o topa vurmasının sebebi olarak ‘’Taraftarın tezahüratından arkadaşının sesini duyamadığını’’ gösterdi. Bu sebepten dolayı taraftar belki de galibiyette önemli rol oynamış oldu.<br />
</strong><br />
Hazır konu bu noktaya gelmişken taraftarımızın önemini bir kez daha belirtmek istiyorum. Taraftarımız bize her maçta bizim 12. adamımız gibi yardımcı oluyorlar. Futbolcularımız ne zaman fiziksel olarak düşse, morallerinde bir bozulma olsa hemen maça dönmemizi sağlıyorlar. O yüzden onlara da teşekkür etmek istiyoruz.</p>
<p><strong>Galatasaray’ın bu sezon duran top organizasyonlarından bol bol pozisyon buluyor. Antrenmanlarda da sık sık duran top organizasyonlarıyla ilgili çalışmalar yapılıyor. Bu çalışmaların meyvelerini dilediğiniz gibi aldığınızı düşünüyor musunuz?</strong></p>
<p>Antrenmanlarda duran top üzerine yaptığımız çalışmalar oluyor. Çünkü bu tip pozisyonlar maçın kaderini belirleyebiliyor. O yüzden duran top organizasyonlarına gereken önemi veriyoruz, vermeye de devam edeceğiz.</p>
<p><strong>Galatasaray belki de sezon başından beri hiçbir rakibe bu kadar önde basmamıştı. Hücum pres ve sonrasında gelen pozisyonlar üst düzeydi ve takım en çok top kazandığı maçı oynadı.<br />
</strong><br />
Bizim sergilemek istediğimiz işte tam olarak buydu. Kasımpaşa gibi geriden oyun kuran bir takım karşısında böyle oynamamız gerekir. Bu tip takımlara karşı önde basmadığınız takdirde büyük sıkıntılarla karşı karşıya kalabilirsiniz. Atletico maçından daha yeni çıkmış olmamıza rağmen bu şekilde pres yapmamız beni çok sevindirdi.</p>
<p><strong>Giovani Dos Santos sahaya ilk çıkmaya başladığı zamanlarda yoğun bir eleştirdi aldı. Ama son maçın ardından herşey tersine döndü ve bu sefer herkes Giovani Dos Santos’u olumlu bir şekilde konuşmaya başladı. Onu belki de en yakın tanıyan isim olarak bu konu hakkında neler söylemek istersiniz?<br />
</strong><br />
Eleştirileri anlayabiliyorum. Giovani buraya geldiğinde aklımızdan geçen düşünceler onun en yakın zamanda fiziksel açıdan toparlanması doğrultusundaydı. Çünkü kendisi uzun bir dönem maç oynamadı. Böylesine bir dönemden sonra hem fizik olarak hazır olmanız hem de güveninizi kazanmanız kolay değil. Bunları kazandıktan sonra neler yapabileceğinden kimsenin şüphesi olmasın. O çok yakından tanıdığımız kaliteli bir futbolcu ve ligin son dönemlerinde bize çok yardımcı olacak diye düşünüyorum.</p>
<p><strong>Kiralık olarak geldiği için taraftarın beklentisi önümüzdeki yıllarda da kalması yönünde. Giovani ile ilgili önümüzdeki yıllara dair planınız nedir?</strong></p>
<p>Giovani çok genç ve yetenekli bir futbolcu. Geleceği çok parlak bir futbolcu. Gelecek seneyi düşünmekten ziyade kalan maçlarımızı düşünmemiz gerekiyor. Kendi açısından da öyle. Çünkü burada göstereceği iyi bir performansla herkesi daha çok ikna edebilir. Bu yüzden önemli olan burada sezon sonuna kadar göstereceği performans. Geçtiğimiz dönemde oynadığı dakikalarda çok iyi performans gösteremedi. Bu maça baktığımızda iyi bir performans gösterdi ve bütün yorumlar değişti. Bence bu hoş değil. Çok kaliteli ve genç bir futbolcu ama fiziksel açıdan hazır olması gerekiyor. Böyle olduğu sürece hem takım hem kulübe daha çok şeyler verecektir.</p>
<p><strong>Galatasaray’ın ilk golünde Neill ve Servet’in hücum bölgesinde ve gole katkıları var. Neler söylemek istersiniz bu golle ilgili?<br />
</strong><br />
Öncelikle bu pozisyonun başına bakalım. Servet’in kazandığı bir hava topu var. Kendisini tebrik etmek istiyorum. Jo’nun bu goldeki payını es geçmemek lazım. Jo, çok kaliteli ve topla çok iyi olan bir futbolcu. Aynı zamanda bireysel değil, takımı için oynayan bir futbolcu. Bu pozisyonda çok basit gibi gözüküyor ama orada Jo’nun yerine başkası olsaydı kontrol edip çalım atmayı deneyebilirdi. Kendisi dönmeyi deneyebilirdi. Ama burada işi kolaylaştıran Jo oldu. Arda’nın kuvvetli olan sağ ayağına doğru bıraktı. Buradan Jo’yu da tebrik etmek istiyorum ve Jo’nun gösterdiği performanstan da çok mutluyum. Hava toplarında olsun, topa hakimiyeti olsun ve az öncede de söylediğim gibi kesinlikle bireysel değil, takımı için oynayan bir futbolcu.</p>
<p><strong>Atletico Madrid maçlarında Jo olsaydı her şey çok farklı olabilirdi değil mi?</strong></p>
<p>Birçok önemli sakatımız vardı. Birçok önemli maçı bu futbolcular olmadan oynamak zorunda kaldık. Atletico Madrid maçına gelince Jo’nun oynaması tabi ki çok büyük bir avantaj olabilirdi. Gol atmaktansa gol yememe açısından da bize çok faydası olabilirdi. Çünkü 2 gol attı Atletico Madrid. Ama o maçtaki penaltı pozisyonunu es geçmemek gerekiyor. 1-1’ken kesinlikle verilmesi gereken bir penaltı pozisyonu vardı ve verilmedi. Ama bu maçlarda Jo oynasaydı ve fiziksel açıdan hazır olan bir Giovani oynasaydı tabi ki farklı olabilirdi.</p>
<p><strong>Dört hücumcunun sahada yarattığı en büyük etki sürekli yer değiştirerek oynuyor olmalarıydı. Kasımpaşa savunmasına zor anlar yaşatarak ön bölgede daha rahat etti Galatasaray.</strong></p>
<p>Bu tip durumlar, bu yer değişimler her zaman rakip defansın işini zorlaştırır. Burada yapmış olduğumuz güzel bir şey var. Dört hücumcuyla oynadığınız zaman kendi aralarında yer değiştirebilirler. Burada dikkat edilmesi gereken nokta biri diğerinin yerine geçtiği zaman öbür futbolcumuz boşalan yere gelip orayı kapatması gerekiyor. Bunu yaptığınız zaman top sizde daha fazla kalabilir, topu kaybettikten sonra da defansif anlamda da sıkıntı yaşamazsınız. Yer değiştirirken herkesin birbirinin yerini kapatması gerekiyor. Bunu da iyi yaptık.</p>
<p><strong>Giovani’nin kapalı oynayan takımlara karşı Kasımpaşa karşısındaki performansını sergileyebileceğini düşünüyor musunuz?</strong></p>
<p>Giovani’de kesinlikle bu kalite var. Orta sahadan hücum alanına topu taşıması, paslaşması, pas alışverişi, onun haricinde bu maçta çektiği çok önemli dört şut var. Fiziksel olarak daha iyi olduğu zaman daha etkili şutlar çekecektir. Defansif takımlara karşı da kesinlikle iyi bir performans göstereceğini düşünüyorum. Defansif olarak kendi yarı alanına çekilmiş bir takıma karşı oynaması farklı olabilir. Ama onda da takıma çok yardımcı olacağını düşünüyorum çünkü bu takımlara karşı oynarken topu kazandığınız size pozisyon yaratabilen hızlı oyunculara ihtiyaç vardır. Giovani’nin de bu kalitesi ve becerisi var.</p>
<p><strong>Kasımpaşa’nın golünde bir hata görüyor musunuz?</strong></p>
<p>Dört kişilik defans bloğunun birbirine yakın oynaması gerekiyor. Atak sağ taraftan geldi. Defansın birlikte o tarafa doğru kayması lazım. Rakip oyuncuyu onun dışına atmanız gerekiyor. Burada rakip içeri sızıyor. Bu şekilde bir hata görüyorum. Onun haricinde Sabri’nin tekrar aramıza dönmesi beni çok mutlu etti. Çünkü Sabri takım içindeki motivasyonu sağlayabilen çok önemli bir futbolcu. Burada da uzun bir sakatlıktan sonra bu kadar uzun dakika alması beni çok mutlu etti.</p>
<p><strong>Keita’nın harika golüyle ilgili neler söylemek istersiniz?</strong></p>
<p>Mükemmel bir gol attı. Maçtan sonra bu golden ve gösterdiği performanstan dolayı kendisini tebrik ettim. Keita bu denli etkili oynadığı zaman takıma da çok fazla katkısı oluyor. Hem gol atma, hem de asist yapma açısından. Takımı cesaretlendiren bir oyuncu. Onda çok ayrı meziyetler var. Hiç kimsenin beklemediği anda beklemeyeceği hareketleri yapabilen bir futbolcu. O yüzden Keita’nın böyle iyi oynaması takıma da olumlu yansıyor. Her an maçın kaderini değiştirebilecek özelliklere sahip. Normalde sağ tarafta oynuyor ama ileri doğru çıkmayı seven, forvet bölgesine girmeyi seven bir oyuncu. Burada da bu şekilde geliyor. Burada önemli olan Keita bu bölgeye geldiği zaman onun alanını birinin doldurması. Bu pozisyonda da Arda bu bölgeyi dolduruyor.</p>
<p><strong>Sabri’nin dönüşüyle birlikte Keita’nın performansında bir artış olduğu söyleniyor. Bu görüşe katılır mısınız?</strong></p>
<p>Sabri’nin dönüşü bize bir güç kattı. Bundan kimsenin şüphesi yok. Buradaki pozisyonlara baktığınızda bir tanesi soldan, bir tanesi ise ortadan geliyor. Önemli olan ilerde oynayan dört futbolcunun kendi aralarında yer değiştirmesi. Goller o şekilde oluyor. Giovani’nin yaptığı bir koşu var ve Keita burada bir forvet gibi. Diri bir Sabri’nin takıma katkısı tartışılmaz. Ama tamamen de ona bağlamamak lazım.</p>
<p><strong>Sabri’den sonra Keita’nın daha az geri gelmesi gerekiyor ve bütün enerjisini hücumda kullanıyor&#8230;<br />
</strong><br />
Diri bir Sabri’nin takıma da Keita’ya da katkısı çok büyük.</p>
<p><strong>Hücumdaki bu müthiş dörtlünün arkasına bir de Elano’yu eklersek tadından yenmeyecek bir takım çıkacak ortaya.</strong></p>
<p>Burada önemli bir nokta var. Milli takıma giden futbolcularımız nasıl dönecek? Bu çok önemli. Çünkü hep milli takım maçlarından dönüşlerde sıkıntılar yaşadık. Hem diğer milli takımlara giden futbolcularımız var, hem de Türkiye Milli Takımı’na giden bir çok futbolcumuz var. Sabri sakatlıktan çıktı, bizle bir maç oynadı ve hemen milli takıma çağrıldı. Emre Güngör aynı şekilde. Bunlar hep dezavantaj. Çünkü milli takımda maç yaptıktan iki-üç gün sonra maça çıkıyoruz. Rakiplerimizin bize göre daha diri olması bizim için dezavantaj. Umarım herhangi bir sakatlık yaşanmadan hepsi geri döner. Çünkü Gökhan Zan’ı hatırlayalım. Gökhan bizde sakattı. Milli takıma gidip oynadı ve tekrar sakatlandı. Umarım böyle bişi tekrardan gerçekleşmez.</p>
<p><strong>Baros iyileştiğinde çift forvet oynama düşünceniz var mı?<br />
</strong><br />
Milan Baros’un aramıza dönmesi hem kendi, hem de takım açısından çok olumlu olacaktır. Kewell ve Gökhan Zan’da aynı şekilde. Bu futbolcuların takıma dönmesi takım için çok iyi olacaktır. Ama isimler biz yanıltmasın. Bu isimler döndü diye hemen doksan dakika oynamaları çok zor. Fiziksel olarak hazır olmaları gerekiyor. Baros ve Jo birlikte oynayabilirler. İkisinin de futbol karakterine baktığımız zaman Jo daha fazla topu kontrol eden, saklayan ve arkadaşlarına pozisyon yaratan bir futbolcu. Baros devamlı defansın arkasına koşular yapan bir oyuncu. İkisinin beraber oynarsa mutlaka çok etkili olacaklardır. Üç kulvarda yarışırken böyle geniş bir kadroya sahip olmamız çok önemliydi. Mesela solda Kewell, Giovani, sağda Keita, Arda, ilerde Baros ve Jo. Bu tip futbolcular olduğu zaman dinlendirme şansınız oluyor. Ama biz sakatlıklardan dolayı çok fazla dinlendirme şansı yaşayamadık. Mutlaka Jo ve Baros birlikte oynayabilirler. İyi iş çıkaracaklarını da düşünüyorum.</p>
<p><strong>Kasımpaşa maçında oynanan güzel futbol, alınan üç puan ve pekiştirilen liderlik var. Bununla ilgili neler söylemek istersiniz?<br />
</strong><br />
Önümüzde 11 maç kaldı. Bunu 11 final diye adlandırabiliriz. 11 finale iyi odaklanmamız gerekiyor. Buradan alacağımız güzel sonuçlar bizi şampiyonluğa götürecek. Ama önemli olan maç her zaman için bir sonraki maçtır. Bu maça odaklanmamız gerekiyor. Milli takıma giden oyuncularımızın nasıl döneceği bizim için çok önemli. Hem fiziksel, hem de mental açıdan çok iyi hazırlanmamız lazım. Haftasonu oynayacağımız maç çok önemli. Rakibimiz daha diri ve iyi bir sonuç almak için hazırlanan bir rakip. Önümüzdeki 11 finale hem fiziksel hem de mental açıdan en iyi şekilde hazırlanıp şampiyonluğa ulaşmamız gerekiyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buradayiz.com/2010/03/03/rijkaard-11-maca-en-iyi-sekilde-hazirlanip-sampiyon-olacagiz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Milan Baros: 2 Hafta Sonra Takıma Katılabilirim</title>
		<link>http://www.buradayiz.com/2010/03/02/milan-baros-2-hafta-sonra-takima-katilabilirim/</link>
		<comments>http://www.buradayiz.com/2010/03/02/milan-baros-2-hafta-sonra-takima-katilabilirim/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 02 Mar 2010 16:40:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EMRE</dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportajlar]]></category>
		<category><![CDATA[milan baros]]></category>
		<category><![CDATA[röportaj]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buradayiz.com/?p=417</guid>
		<description><![CDATA[
Galatasaray’ın Çek Golcüsü Milan Baros, Galatasaray Televizyonu’nda yayınlanan “Son Pas” Programına Konuk Oldu.

Taraftarlarımız Milan Baros’un sakatlığını merak ediyor. Galatasaray.org ve GSMOBILE’den gelen sorularda, genel olarak en çok merak edilen Milan Baros’un ne zaman geri döneceği?
Yaklaşık 7 hafta önce Almanya’da bir ameliyat geçirdim. Ondan sonra tekrar buraya döndüm ve şu anda tedavim hala devam ediyor. Şu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone" src="http://www.galatasaray.org/images/haberler/61/B_6322_b9633.jpg" alt="" width="470" height="179" /></p>
<p>Galatasaray’ın Çek Golcüsü Milan Baros, Galatasaray Televizyonu’nda yayınlanan “Son Pas” Programına Konuk Oldu.</p>
<p><span id="more-417"></span></p>
<p><strong>Taraftarlarımız Milan Baros’un sakatlığını merak ediyor. Galatasaray.org ve GSMOBILE’den gelen sorularda, genel olarak en çok merak edilen Milan Baros’un ne zaman geri döneceği?</strong></p>
<p>Yaklaşık 7 hafta önce Almanya’da bir ameliyat geçirdim. Ondan sonra tekrar buraya döndüm ve şu anda tedavim hala devam ediyor. Şu anki durumuma göre 2 hafta sonra takıma katılabilirim.</p>
<p><strong>Genelde yine taraftarların sorduğu bir soru, geçirdiği ikinci operasyonu sezon sonu olabilir miydi, Kendisi bu konuya bir açıklık getirebilir mi?</strong></p>
<p>Antalya’daki devre arası kamp yaparken takıma katıldım. Fakat orada koşulara başladığımda ağrı hissettim. Bu ağrı beni yürütmüyordu, koşamıyordum. O yüzden Almanya’ya gitme gereksinimi duydum. Orada MR çekildi ve kemiğin daha tam kaynamadığı, bu şekilde ameliyat olmadan devem edersem tekrar kırılacağı söylendi. O yüzden ameliyat olma gereği duydum.</p>
<p><strong>Gelen sorulardan yine sakatlandığı karşılaşma olan Fenerbahçe maçı ön planda tutulmuş. Fenerbahçe maçından önce sakatlığıyla ilgili bir risk var mıydı yoksa sadece Fenerbahçe maçında olan bir sakatlık mıydı diye soruyor taraftarlar.<br />
</strong><br />
Sakatlığım Fenerbahçe maçında gerçekleşti. Fakat bu sakatlıktan dolayı Emre Belözoğlu’nu suçlayamam. Çok normal bir müdahalede bulundu. Bu tip müdahaleler maç içinde oluyor. Oradaki şanssızlığım ayağımın üstüne düştüm ve sakatlandım. Yani tamamen o maçla ilgili bir sakatlık, geçmişle alakalı bir sakatlık değil.</p>
<p><strong>Galatasaray’ın form düzeyi son zamanda yine yükseldi. Özellikle son oynanan Kasımpaşa maçında Jo’nun ve Giovani’nin takıma katkıları ve bu anlamda Galatasaray’ın Milan Baros’la beraber, Harry Kewell’in takıma katılmasıyla herkesin merak ettiği hücum hattındaki bu kadar zenginliğin takıma nasıl yansıyacağı. Milan Baros form grafiği açısından ligin hangi maçında kendisini tam olarak hazır hisseder?<br />
</strong><br />
Tam anlamıyla bir maç vermem doğru olmayabilir. Çünkü antrenmanlara başladım. Mutlaka fiziksel olarak hazır olmam lazım, iki hafta sürecek çalışmalarımızın ardından takımla birlikte çalışabilirim. Ama onun haricinde güven çok önemli futbolda. 4 aydır futboldan uzak kaldım. O güvenin tekrar kazanılması gerekiyor. Şu an bence Jo’nunda, Giovani’ninde gösterdiği performans çok iyi düzeyde. Belki ilk zamanlar yedek oturabilirim. Bu benim için önemli değil, önemli olan takımın başarısı. Bu sezon bana ne zaman forma şansı gelirse, takım için elimden gelenin en iyisini yapacağımdan kimsenin şüphesi olmasın. Gelecek sezon da en iyi şekilde performansımı sürdürmek istiyorum.</p>
<p><strong>Yeni transferlerle ilgili düşünceleri merak ediliyor. Yeni transferleri tek tek değerlendirebilir mi?<br />
</strong><br />
Yaptığımız transferler arasından en çok Lucas Neill’i tanıyorum. İngiltere’de karşılıklı oynadık. Gayet iyi bir defans oyuncu. Çok güçlü ve ayrıca çok tecrübeli. Takıma katıldığından itibaren yediğimiz gol oranı düştü. O yüzden çok önemli bir transfer diye düşünüyorum. Giovani’ye bakıyorsunuz çok genç bir futbolcu ama çok yetenekli, çok süratli, kabiliyetli bir futbolcu. Bunu da zaten son oynadığı maçta gösterdi. Çok iyi bir futbolcu olduğunu düşünüyorum. Jo, belli bir zaman oynamadı. Mutlaka güvenini kazanması gerekiyor. Son maçta penaltıdan bir gol attı. Umarım güvenini kazanmasında yardımcı olacaktır. Jo çok kaliteli bir futbolcu.</p>
<p><strong>Baros’suz, santraforsuz Galatasaray’ı nasıl buldu, nasıl değerlendirir?</strong></p>
<p>Bu forvetsiz geçirdiğimiz dönemi çok fazla seyredemedim. Tedavim için Almanya’daydım. Ama özellikle Arda’yı tebrik etmek istiyorum. Arda’nın kendi pozisyonu değil ama forvette oynadığı zamanlarda çok iyi işler yaptı. Genelde kendisi forvet arkası veya kanatlarda oynadığında daha başarılı olan bir futbolcu. Orada da birçok gol attı. Forvetsiz oynadığımız dönemde bile ligde hiç maç kaybetmedik. O yüzden ben de o dönemi çok iyi geçirdiğimizi düşünüyorum.</p>
<p><strong>Fenerbahçe derbisinde böyle bir şansı olursa, forma giymek ister mi?</strong></p>
<p>Her futbolcu bu tip maçlarda oynamak ister. Galatasaray- Fenerbahçe karşılaşmaları hepimizin bildiği gibi dünya derbilerinden biri. Ben de oynamak istiyorum. Antrenmanlara başlayacağım, antrenmanlara başladıktan sonra hem güvenimi kazanmam lazım hem de ayağımla ilgili kafamda hiçbir soru işaretinin kalmaması lazım. Fiziksel olarak kendimi hazır hissedersem o maçta oynamak isterim. Umarım o maçı kazanır ve şampiyonluk yolunda önemli bir adım atarız.</p>
<p><strong>Takıma döndüğü zaman Jo ile birlikte çift forvet oynama ihtimalini nasıl değerlendirir?<br />
</strong><br />
Tek forvet ya da çift forvet oynamak tamamen hocanın vereceği bir karar. Zaten ne olursa olsun takımda en az 2 forvetin bulunması gerekiyor. Biliyorsunuz Jo Avrupa Ligi maçlarında oynamadı. Ben de sakattım. Mutlaka forvete ihtiyaç duyuluyor. Belki ilerleyen dönemlerde bazı maçlarda hocamız çift forvetle oynamamızı ister. Çift ya da tek forvet oynamak benim için hiç önemli değil. Jo ile tabi ki beraber oynamak isterim. Belki yedek başlayacağım ve ilerleyen dakikalarda oyuna gireceğim, belki ilk 11 başlayacağım. Bu benim için önemli değil. Şu an tamamen odaklandığımız konu Galatasaray’ın başarısı.</p>
<p><strong>Atletico Madrid maçlarıyla ilgili düşüncelerini paylaşabilir mi?</strong></p>
<p>Atletico Madrid maçları gibi önemli karşılaşmalarda oynayamamak beni üzdü. Ama sakatsınız yapabileceğiniz bir şey yok. Özellikle İstanbul’daki rövanş maçını izlerken daha çok üzüldüm. İspanya’daki ilk maçta takım olarak gayet iyi oynadık ve iyi bir skorla döndük. İkinci maçta başarılı olmak ya da olmamak arasındaki ince çizgiyi gördük. Skor 1-1’di ve verilmeyen bir penaltı var. O penaltı verilse belki tur atlayacaktık. Sonrasında gol yedik. Gerçekten çok enteresan bir maç oldu.</p>
<p><strong>Atletico Madrid’de forma giyen Çek Milli Takımı’nda takım arkadaşı Ujfalusi ile konuşma fırsatı buldu mu?</strong></p>
<p>İstanbul’daki rövanş maçının öncesinde başarı dilemek adına konuşma yaptık. Kalbim tabi ki Galatasaray’dan yana ama arkadaşım olduğu için başarılar diledim. Maçtan sonra ise 5 dakika konuştuk.</p>
<p><strong>Bir seyircimiz, Milan Baros için, “Takımın en istikrarlı ve disiplinli oyuncuların başında geliyor, bunu neye bağlıyor” diye sormuş</strong></p>
<p>Bir forvet olarak kendinize güveniniz çok önemli. Bu tabi ki oynayarak oluyor. Lyon’da tek forvetli sistemde oynuyorduk. Oradaki hocamız Benzema’yı tercih ediyordu. Yedek oturduğum için kendine güven konusunda sıkıntılar oluyordu. Ama Galatasaray’a geldiğim zaman oynamaya başladım. Gollerimi atacağımı biliyordum. Bir forvet olarak güveninizi kazanmanız çok önemli. Ama golleri tamamen kendinize mal edemiyorsunuz. Çünkü bu bir takım oyunu. Geçen sene 20 gol attım. Ama tek başına bunu atamazsınız mutlaka takımın yardımı olması gerekiyor.</p>
<p><strong>Bir başka seyircimiz, “Galatasaray’da mutlu mu, uzun seneler  sarı kırmızılı formayı giymek ister mi ve gelecek sezon yeni stadımızda Şampiyonlar Ligi maçı oynamak ister mi” diye sormuş.<br />
</strong><br />
Burada olmaktan ve Galatasaray forması giymekten kesinlikle çok mutluyum. Galatasaray taraftarı dünyanın en iyi taraftarından biri. Beni ne kadar çok sevdiklerini biliyorum. Yeni stadımızda tabi ki oynamak isterim. Galatasaray’la bir sene daha mukavelem var. Sözleşmem bittiği zaman oturulur, konuşulur. Yeni bir kontrat bana teklif edecekler mi bilmiyorum. Bu sonra konuşulacak bir şey. Ama şu an çok mutluyum. Yeni stadımızın inşaatı da hızlı bir şekilde devam ediyor. Orada bir Şampiyonlar Ligi maçında Barcelona’ya karşı oynamak çok güzel olur.</p>
<p><strong>Son Kasımpaşa maçında, taraftarımız her golden sonra Milan Baros’a tezahüratlarda bulundu. Sarı kırmızılı taraftarlar Baros’u ilk 18’de olmasa bile unutmuyor.</strong></p>
<p>Taraftarların size bu kadar bağlı olması ve desteklemesi, bir futbolcu için çok özel ve önemli bir duygudur. Bu yüzden taraftarımıza çok teşekkür ediyorum. Taraftarın sizi desteklemesi için iyi bir performans göstermeniz ve işinizi iyi yapmanız gerekir. Bu, Galatasaray’da forma giydiğim  süre zarfında işimi iyi yaptığımı gösteriyor. Bir an önce takıma geri dönmek istiyorum. Hem ben hem de takım arkadaşlarım sezon sonunda bir şampiyonluk yaşayıp, taraftarımızı gururlandırmak istiyoruz. İnanılmaz bir taraftar grubuna sahibiz. Her maçta bizi destekleyen bizim yanımızda olan bir taraftar grubumuz var. Biz de onlara sezon sonunda bir şampiyonluk yaşatmak istiyoruz.</p>
<p><strong>Unutamadığı bir an ve unutamadığı bir gol var mı?</strong></p>
<p>Bir golcü için her golün anlamı farklıdır ve her gol önemlidir. Bu gol belki penaltı belki de boş kaleye atılmış bir goldür. Ama gol atmanın duygusu çok farklıdır. Unutamadığım ana gelince, İstanbul’da kazandığımız Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu diyebilirim. Umarım Galatasaray’da da sezon sonu bir şampiyonluk yaşarım ve bu da benim unutamadım bir an olur.</p>
<p><strong>Oğlu Patrick’in futbolcu olmasını ister mi?</strong></p>
<p>Bir baba olarak benim için önemli olan Patrick’in sağlıklı olması. İşe gelirsek, kendi kararını kendisi verecektir. Muhakkak futbola yakın olacaktır. Çünkü ilerleyen dönemlerde kendisini maça getireceğim. Belki ilerde futbolcu belki de piyanist olur. Ama ne olursa olsun, buna kendisi karar verecek.</p>
<p><strong>Milan Baros’un Galatasaray’ın dışında takip ettiği takımlar ve ligler hangileri?</strong></p>
<p>İngiltere Premier Ligi’nin dünyanın en iyi ligi olduğunu düşünüyorum. Hafta sonu fırsat bulursam İngiltere Ligi’nden maçları izliyorum. Barcelona ve Real Madrid ise önem verdiğim iki takım. Onların maçını da izlemeye çalışıyorum. Şampiyonlar Ligi maçlarını da izlemeye çalışıyorum.</p>
<p><strong>Türkiye Ligi’nde şampiyonluk yarışı nasıl geçiyor. Galatasaraylı futbolcuların dışında beğendiği bir futbolcu var mı?</strong></p>
<p>Galatasaray’a transfer olmadan önce Türkiye Ligi’yle ilgili kafamda soru işaretleri vardı. Ama buraya gelince bu soru işaretleri kafamdan kalktı. Kaliteli ve çok mücadeleci bir lig olduğunu düşünüyorum. Bu sezona baktığımızda, Bursaspor, Kayserispor ve Trabzonspor da şampiyonluk yarışının içindeler. Geçen sezon Sivasspor’un oynadığı futbolu hatırlıyoruz. Bu sebeple çok kaliteli bir lig olduğunu düşünüyorum. Her takımın her takımı yenme durumu var. Futbolcu olarak değerlendirirsek, Kayserisporlu Makukula’yı söyleyebilirim. Makukula Kayserispor’un ligdeki durumunda önemli yere sahip. Çok kaliteli bir futbolcu. Hava toplarında çok etkili. İsim olarak Makukula’yı verebilirim.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buradayiz.com/2010/03/02/milan-baros-2-hafta-sonra-takima-katilabilirim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir Futbol Filozofu</title>
		<link>http://www.buradayiz.com/2010/02/03/bir-futbol-filozofu/</link>
		<comments>http://www.buradayiz.com/2010/02/03/bir-futbol-filozofu/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 03 Feb 2010 14:51:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EMRE</dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportajlar]]></category>
		<category><![CDATA[ali samiyen]]></category>
		<category><![CDATA[Futbol]]></category>
		<category><![CDATA[galatasaray]]></category>
		<category><![CDATA[rijkaard]]></category>
		<category><![CDATA[röportaj]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buradayiz.com/?p=46</guid>
		<description><![CDATA[
Kıvırcık saçlarına, Ak düşmüş uçlarına
Cimbom taraftarına, El  salla Frank Rijkaard!
Ali Sami Yen tribünlerinde her maç söylenen bir tezahürat bu.   Galatasaraylıların gözünde, Frank Rijkaard, “özel” bir isim.  Hani hep söyleriz  ya, “Galatasaray Türkiye’de çağlar başlatan, dönemleri açan, kapatan kulübüdür”  diye&#8230;

İşte o tanımlamamıza tam anlamıyla “uyan” bir isim Rijkaard. Yıllardır O’nu  zaten [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone" src="http://www.galatasaray.org/images/haberler/60/B_6129_b.jpg" alt="" width="470" height="179" /></p>
<p><strong>Kıvırcık saçlarına, Ak düşmüş uçlarına<br />
Cimbom taraftarına, El  salla Frank Rijkaard!</strong></p>
<p>Ali Sami Yen tribünlerinde her maç söylenen bir tezahürat bu.   Galatasaraylıların gözünde, Frank Rijkaard, “özel” bir isim.  Hani hep söyleriz  ya, “Galatasaray Türkiye’de çağlar başlatan, dönemleri açan, kapatan kulübüdür”  diye&#8230;</p>
<p><span id="more-46"></span></p>
<p>İşte o tanımlamamıza tam anlamıyla “uyan” bir isim Rijkaard. Yıllardır O’nu  zaten izliyoruz, takip ediyoruz. Futbolculuğunda, teknik direktörlüğünde…  Yanında Neeskens ile birlikte Barcelona’nın yedek kulübesinde bakıp bakıp iç  geçirdiğimiz isimler, bugün Galatasaray’ın yedek kulübesinde! İşte bu yüzden  kıymetini biliyoruz, değerini takdir ediyoruz. Bu yüzden hiçbir şekilde  “elaleme” yedirmeyeceğimiz bir Teknik Direktörümüz O….  Saçına, yaşına, başına  takanlara, “Bu Rijkaard futbolu bilmiyor” diyen  tipik futbol allamelerine karşı  duruşunu seviyoruz ve Frank Rijkaard’ın, Galatasaray’ın tarzına uyarak “yeni bir  devri” başlattığına inanıyoruz.  Bu futbol filozofu ile bu futbol sanatçısı ile  gurur duyuyoruz.  Sizi söyleşi ile baş başa bırakmadan önce küçük bir anektodu  anlatarak bitirelim. Söyleşi sonrası  fotoğraf çekimleri için bir “koltuk”  hazırlamıştık, siyah fonun önünde… Sete baktı ama “ben ortaya oturmayayım” dedi  ve ekledi “ben kral değilim, o koltukta tek başıma olmak istemem”.. Böyle bir  teknik direktöre sahip olduğumuz için gurur duyuyoruz. İşte o Rijkaard, ekibiyle  birlikte, sezon sonunda  o “koltuğa” takımı oturtacak, biliyoruz.  Ama daha  önemlisi başka bir konu var. Galatasaray’da başarılı olması ondan beklediğimiz  bir şey. Ama her konuşmasıyla, duruşuyla, davranışlarıyla, Türk futboluna bir  “yaklaşım” sunuyor her gün. Belki de gelişiyle birlikte Galatasaray’ın yeni  başlattığı dönem, tam da bu dönemdir.</p>
<p><strong>Sizin bir futbol  felsefeniz olduğunu biliyoruz. Bunu bizzat kendiniz anlatabilir  misiniz?</strong><br />
Özetlemek gerekirse; herkesin keyif alabileceği çekici bir  futbol oynamak istiyoruz. İnsanlar, sizi izlemek için para ödüyorlar. Bu yüzden,  her zaman onlara bir şeyler sunmalısınız. Bununla birlikte sonucu da almak  zorundasınız tabii. İyi organize edilmiş, hücuma yönelik güzel bir futbol  peşinde olduğumuzu söyleyebilirim. Ama sonuç almak da, çok önemli.</p>
<p><strong>Felsefenizi Türkiye’de uygularken belli bir baskı ile karşılaştınız  mı? Burada en fazla önem verilen, sonuç oluyor çünkü…<br />
</strong>Futbolun özü  bu. Yalnızca Türkiye’de değil, her yerde. Sonuç, çok önemli. Ama bunun yanında  ortaya konan, izleyicilere sunulan takım oyunu da oldukça değerli.</p>
<p><strong>Türkiye’ye gelirken beraberinizde getirdiğiniz bu felsefeden dolayı,  tüm Galatasaraylılar çok mutluydu. Hatta tüm ekibi sonuç baskısından  kurtarabilmek adına, sabır yeminleri edilmişti. Galatasaray taraftarı,  skorlardan bağımsız olarak, sizi desteklemeye hazır. Bunu biliyor musunuz  acaba?</strong><br />
Aslına bakılırsa, normal şartlarda da böyle olması  gerektiğini düşünüyorum. Bir takım inşa etmek ve arzuladığınız şekilde işleyecek  bir sistem kurmak için kesinlikle zamana ihtiyacınız vardır. Bizim için alınan  skorlar da önemli; çünkü yarışmacı bir takımız. Ben Galatasaray’ın katıldığı tüm  organizasyonlarda birinci olmak için oynaması gerektiğini düşünüyorum. Tabii,  elinizdeki takımı şekillendirebilmek adına zamana ihtiyacınız olur; ama diğer  yandan bu o kadar da kolay değil. Skordan bağımsız düşünebiliriz. Ne var ki;  işler, bu şekilde işlemiyor. Oynadığımız futbolla herkese keyif vermeli ve  tatmin duygusunu yaşatmalıyız. Bunun için her gün oldukça sıkı şekilde  çalışıyoruz.</p>
<p><strong>İstanbul’a geldikten sonra elinizdeki malzemeyi gördünüz. Oyuncular  olsun, tesisler olsun… Johan Neeskens ile oturup hedeflerinizi kaç yıl  içerisinde gerçekleştirebileceğinizin hesaplarını yaptınız mı? 1, 2, 3 ya da 5  yıl gibi?<br />
</strong>Hayır. Örneğin tesisler gayet iyi. Antrenman sahaları,  bizim çevremizde bulunan insanlar&#8230; Hepsi çok iyiler. Dürüst olmak gerekirse;  buraya geldikten sonraki ilk işimiz, kadro seçimi için oyuncuları görmek oldu.  İlk önce oyuncuları tanımak zorundasınız. Bununla birlikte, olabilecek  ihtimaller üzerine konuşabilir ve ‘’Tamam, bu takımı istediğimiz seviyeye  getirebilmek için şu kadar zamana ihtiyacımız var.’’ diyebilirsiniz. Ama bunu  hemen, ilk anda yapamazsınız. Oyuncuların özelliklerini iyice öğrenmelisiniz;  çünkü biz buraya geldiğimizde, onları böylesine yakından tanımıyorduk.</p>
<p><strong>Aradan altı ay geçti ve oyuncularınızı daha iyi tanıdınız. Şimdi bir  zaman çizelgesi ya da iş akışı tablosu var mı kafanızda?</strong><br />
Hayır,  belirli bir zaman yok. Galatasaray gibi büyük bir takım, her zaman daha  fazlasını ister, ileriye bakar. Dolayısıyla tabii ki zaten eşzamanlı olarak  sonraki sezonları da düşünüyoruz. Ama bunun bir programı yok.</p>
<p><strong>Sezonun ilk yarısında elde edilen sonuçtan memnun  musunuz?</strong><br />
Oyuncularımın bu döneme kadar gösterdikleri performans ve  beraber çalışma isteklerinden oldukça memnunum. Tabii, oluşan neticeden kesin  bir mutluluk duyduğumu söyleyemem; çünkü ilk yarıda bazı önemli puan kayıpları  yaptık. Ama hâlâ zirveye çok yakınız. Ve ikinci yarıda her şey yaşanabilir.  Sezonun bu bölümü ile birlikte yine şampiyonluk için mücadele edeceğiz. Söz  konusu ihtimalimiz, canlılığını koruyor hâlâ. Tüm bunların neticesinde, genel  olarak konuşmak gerekirse, memnun olduğumu söyleyebilirim. Ama tabii her zaman  daha iyisini de yapabiliriz.</p>
<p><strong>Sizin de kabul ettiğiniz gibi; takım, ligin altıncı haftasından  itibaren bir düşüş yaşadı. Ve aslına bakılırsa uzun da bir süre aldı. Düşüşün  nedenleri neydi?</strong><br />
Bilemiyorum. Belki, biraz stres vardı. Önemli  sakatlıklar da yaşanmıştı. Aslında birçok farklı temel başlık altında fazlaca  sebep sunabilirsiniz. Ama konuşulması gereken, şu an bulunduğumuz konum diye  düşünüyorum. Elano, Arda, Kewell, Keita ve Baros gibi, fark yaratabilecek  oyuncuların iyi günlerinde ve formda olmaları, diğer oyuncuları da olumlu  anlamda etkileyecektir. Dolayısıyla, bu oyuncular hep bizimle olmalılar. Eğer  fazla sayıda sakatlık meydana gelirse, problemler artabilir. Ama şimdiye kadar,  az önce söylediğim gibi, istediklerimize hâlâ çok yakınız. Birinci sıra ile  aramızda yalnızca bir puan var. Ve ikinci yarı ile birlikte yeniden şampiyonluk  için mücadele edeceğiz.</p>
<p><strong>Oyuncularımız yeni sistem konusunda ilerleme kaydedebildi mi sizce,  artık sistem üzerine daha az açıklayıcı konuşmak durumunda kalıyor  musunuz?</strong><br />
Tabii ki… Sezona fena başlamadık. İlk bölümde, iyi oyunlar  ortaya koyduk. Sistemi anlayıp özümseyebilmek ve bireysel olarak iyi form  sergilemek farklı şeyler. Sistem konusunda bir problem yok.</p>
<p><strong>Bir röportajınızda futbolun kendisi ve futbolcuların oyun  karakterleri arasında bazı farkların olduğunu  söylemiştiniz.</strong><br />
Futbolda iyi performans sergilemenin her zaman farklı  yolları vardır. Bireysel performans, bunlardan biri. Ama günlük yaşanır. O gün  iyiyseniz, topla istediklerinizi yaparsınız. Farklı yollardan bir diğeri,  taktiksel disiplindir. Bence bu çok daha önemli; çünkü sahaya her zaman  %100’ünüzü veremezsiniz. Eğer; takım arkadaşlarınız için oynarsanız, bu takımı  güçlü kılar. Oynamazsanız, tüm bunlar sonucu da etkiler. Aslında bizim başarmak  istediğimiz bu.</p>
<p><strong>Bu yüzden galiba, futbol zekâ içermelidir her şeyden  çok.</strong><br />
Kesinlikle. Biz her zaman zeki futbolcuyu tercih ederiz. Çünkü  zeki futbolcu, pozisyonunu kaybetmemeyi, kaybedenin yerini doldurmayı, ne zaman  pas vereceğini, ne zaman top süreceğini, ne zaman tek pas oynayacağını bilir.  Çünkü bir saniyeden daha az sürede oyuna karar verirsiniz. Bir saniye fazla top  sürerseniz, şansınızı kaybedersiniz bazen. Futbolu zeki oyuncularla oynamak  önemlidir ve bu sadece saha içinde geçerli değil. Düzgün yaşamak, düzgün  beslenmek, profesyonel yaşamak anlamında da önemlidir zeki futbolcular.</p>
<p><strong>Futbolcuların çok büyük saygısı var size karşı. İçeride ve dışarıda  futbolcuların zekâsı ve profesyonelliği hakkında ne  düşünüyorsunuz?</strong><br />
Bence genel anlamda çok profesyoneller, çok  disiplinliler. Burada zamanında gelmek, iyi antrenman yapmak, iyi performans  sergilemekten bahsediyorum. Bence iyi bir grubuz. Saha dışında zeki olmak ile  maç içerisinde doğru kararlar vermek arasında bazı farklar olduğunu sanıyorum.  Bu herkes için geçerli değil, ama genel olarak oyuncularım iyi çalışıyorlar.  Dolayısıyla bir şikayetim yok.</p>
<p><strong>Sturm Graz maçında A2 takımından Çetin Güngör, forma şansı buldu. Ve  biliyorsunuz, altyapıya Hollandalı hocamız geldi. Bu seviyedeki oyuncuları artık  daha yakından takip edeceğinizi düşünebilir miyiz?</strong><br />
Kulüp yönetimi,  altyapıda yeni bir yapılanma içerisine girmeye karar verdi. Ve bunun sonucunda  Evert Jan Derks, görev başına getirildi. Ama sezon başından bu yana, biz de genç  takımdan bazı oyuncularla ile beraber çalıştık. Onları yaz kampında aramıza  aldık. Genç oyuncuları takip etmek, her zaman çok önemli. Bundan sonra da A  Takım için gerekli özelliklere sahip olanları değerlendireceğiz.</p>
<p><strong>Çetin Güngör gibi genç oyuncuları ikinci yarıda da görebilecek  miyiz?</strong><br />
Tabii ki; aralarından gerçekten çok iyi performans  gösterenler çıkarsa, olabilir. Ama ligin  ikinci yarısı ile birlikte sakat  oyuncularımız da geri dönecek. Biliyorsunuz, ilk yarıda Sabri ve Gökhan Zan bazı  problemler yaşadılar. Genç takımlardan oyuncu almak, güzel; ama normal şartlarda  biz de kendi takımımızdakilere odaklanacağız.</p>
<p><strong>Hakemler, Türkiye’de en çok konuşulan futbol öğelerinden biri. Ancak  siz sezonun ilk yarısı boyunca hakemler hakkında tek söz etmeyerek müthiş bir  duruş sergilediniz…<br />
</strong>Bu, yalnızca Türk Futbolu’nun sorunu değil.  Futbolcular, her zaman şikâyet ederler; çünkü 90 dakika sonunda maalesef sadece  bir takım kazanabilir.</p>
<p><strong>Hakemleri asla eleştirmemiş olmanız, futbolcu psikolojisini  bilmenizle ilgili olabilir mi?</strong><br />
Evet… Birincisi, kötü bir örnek  belki; ama Türk futbolcular, oldukça duygusal. Eğer, bu anlamda hakemlerin  kararları üzerine yoğunlaşırsanız; işler daha kötüye gider, sarı ve kırmızı kart  sayısı bir anda çoğalabilir. Ben bunu yapmıyorum. İkincisi, genel olarak, hakem  faktörü ile kazanamaz veya kaybedemezsiniz. Bu, iyi performans gösterememek ve  gerekli hamleleri zamanında yapamamakla ilgili bir durum. Ve böylesi  durumlarda; işler, takımın istediği gibi gitmezse; şikâyetler başlar. Kesinlikle  aynaya bakmak zorundayız. Hakem, aleyhimize karar verebilir. Ama iyi oynayıp,  istediklerinizi yaptığınızda maçı kazanırsınız.</p>
<p><strong>Johan Neeskens’le bir işbirliği içerisindesiniz. Maçlarda yeri  geliyor siz öne çıkıyorsunuz, yeri geliyor Neeskens daha ön planda oluyor.  İspanya’da da “sakin adam’’ olarak tanınırdınız; ama bu önceden yaptığınız bir  uygulama mıydı?</strong><br />
Neeskens daha etkileyici. Ama bu, benim maç  içerisinde oyuncularla iletişim kurmayacağım anlamına gelmez. Tabii ki, maçlarda  öne çıkacak ve oyuncularıma ne yapmaları gerektiğini söyleyeceğim; çünkü biz bu  takımda birlikte görev yapıyoruz. Futbolcuların yalnızca bir kişiye değil,  teknik heyetin tamamına saygı duyması çok önemli. Biz bir ekibiz. Eğer, ciddi  başarılar kazanabilirsek; bu sadece bir oyuncu ya da bir antrenörün değil, tüm  ekibin emeği ile olur. Ve bunun için, kulübün en tepesindeki insandan başlayıp,  burada bizim malzeme ihtiyacımızı karşılayabilmek için her gün çalışan insanlara  dek uzayan iyi bir organizasyon kurmak gerekir. Herkesin katkısı çok önemli. Ben  bu mantaliteye inanıyorum. Hiçbir zaman tek bir kişi yoktur. Hep daha fazlası  vardır.</p>
<p><strong>Galatasaray’ı camia olarak nasıl buldunuz? İmza aşamasında size  anlatılanlar ve şu an bizzat gördükleriniz arasında ne gibi farklılıklar  var?</strong><br />
Herhangi bir fark yok. İmzadan önce -Galatasaray’a gelmeden  evvel- konuştuğumuz en önemli konu, birlikte çalışmak oldu. Adnan Sezgin ve  Haldun Üstünel, bu dönemde hem takıma, hem de teknik heyete yakın durdular.  Galatasaray konusunda idealist davranıyorlar. Yalnızca bu sezonu değil, gelecek  sezonları da düşünüyorlar. Hedefleri, güçlü ve efektif bir Galatasaray takımı  kurmak. Bu konuda bir sürpriz yaşamadığımı söyleyebilirim. Onlar; adeta  Galatasaray ile yatıp, Galatasaray ile kalkıyorlar.</p>
<p><strong>Galatasaray’ın ikinci yarıda büyük hedefleri var. Özellikle UEFA  Avrupa Ligi ve Atletico Madrid eşleşmesi için neler söylemek  istersiniz?</strong><br />
UEFA Avrupa Ligi grup aşamalarını geçtikten sonra,  Şampiyonlar Ligi’nden gelebilecek güçlü takımlarla eşleşme ihtimalimiz olduğunu  biliyorduk. Tabii ki, çok zorlu bir rakibe karşı oynayacağız. Ama böylesi  karşılaşmalar, Galatasaray oyuncuları için, şans olabilir. İspanya Ligi’nde  mücadele eden ve kadrosunda önemli yıldızlar bulunduran ciddi bir takım ile  karşılacağız çünkü. Bu durumun bize ekstra motivasyon sağlayacağını  düşünüyorum.</p>
<p><strong>Peki, Türkiye Ligi… İlk yarıda yaşanılan iniş çıkışları engellemek  adına özel bir önlem düşünüyor musunuz?</strong><br />
Sezon başındaki  performansımızı yakalarsak eğer, birinci sırayı alma ihtimalimiz artacaktır. Ama  bu seviyeye yaklaşmalı ve bunu sürekli hâle getirmeliyiz.</p>
<p><strong>Taraftardan memnun kaldınız mı ilk yarı boyunca?</strong><br />
Oo,  kesinlikle. Bu konuda şikâyet etme lüksüm yok. Galatasaray’a gelmeden önce de  biliyordum onları. Çok etkileyiciler. Bazen öyle maçlar oluyor ki; gerçekten  onların desteğine ihtiyaç duyuyorsunuz. Taraftarlarımız da bu gereksinimi  yaptıkları tezahüratlarla giderip, bizlere yardımcı oluyorlar.</p>
<p><strong>Ajax, uzun bir süre &#8220;Ajax Sistemi&#8221; ile oynadı. 1971, 1972 ve 1973  yıllarında Avrupa Şampiyonu olan kadroda Johan Cruyff, futbolcu olarak görev  yapıyordu. 1987’de Kupa Galipleri Kupası’nda ise Cruyff, Ajax’ın başındaydı.  Toplamda; Cruyff’un varlığında dört tane Avrupa Kupası kazandı, Ajax. Cruyff  sonrasında, iki tane. Siz Barcelona ile 2006 yılında UEFA Şampiyonlar Ligi  şampiyonluğa uzanmıştınız. 2009 senesinde Guardiola, 6’da 6 yapmayı başardı.  Barcelona Sistemi’nden bahsetmek mümkün bu anlamda. Peki, biz ilerleyen yıllarda  ‘Galatasaray Sistemi’ üzerinden konuşabilecek miyiz?</strong><br />
Bu harika olur.  Az önce de söyledim. Belli bir yolda ilerliyoruz; amacımız insanları mutlu  etmek; onların, izledikleri oyundan keyif almalarını sağlamak. Cruyff bu anlamda  büyük bir örnek. O, teknik direktör olarak Ajax’ın başına geçtiğinde bir  stratejisi vardı. İşler, iyi gitmediğinde bile buna inanmaya devam etti. Ve hem  antrenör, hem de oyunculuk dönemlerinde muhteşem karşılıklar aldı. Tabii, tüm  bunlar için istedikleriniz doğrultusunda performanslar gösterecek oyunculara da  ihtiyacınız var. Bu, bizim üzerinde çalıştığımız bir durum.<br />
Yöneticilerimiz  de futbol takımımızın bir felsefesi, bir oyun stiline sahip olmasını istiyorlar.  Bu gerçekten güzel bir şey. Futbol tarihinin kendi içerisinde çok sayıda  başarılı takım görmeniz mümkün. Ama şu günlerde sokaktaki insanlar, başarıya göz  alıcı oyunlarla giden ve bunu yaparken arkalarında iz bırakan takımları  hatırlıyorlar. Futbol tarihi, defansif futbol ve tek gollü skorlarla başarılı  olmuş başka takımlarla da dolu aynı zamanda; ancak insan hafızası unutmaya çok  müsait ve duygusallık ağır basıyor. İnsanlar, kendilerine daha yoğun duygular  yaşatmış takımları gönüllerinde her zaman farklı bir yere koyarlar.</p>
<p><strong>FIFA’ya verdiğiniz bir röportajda ‘’Ofsayt kurallarını gülünç  buluyorum!’’ demiştiniz, oyunun güzelliği açısından…<br />
</strong>Gülünç değil,  anlaşılmaz buluyorum. Bu kuralı asla anlayamadım. Bence her şeyden önce çekici  futbolu öldürüyor. Savunma zekâsını öldürüyor. Çünkü maalesef çok sayıda takım  görüyoruz başarılı olabilen, ama nasıl? Hentbol taktiğiyle oynayıp, bütün  atakları en geride karşılayarak, sürekli geride kalıp kontratak arayarak… Böyle  iki takım karşılaşırsa, bu gerçekten çok sıkıcı olur. Çünkü ikisi de geride  kalır. Ofsayt taktiğini kullanmazlar. Oyuncular düşünmek yerine en geride  kalarak sadece kalelerini savunup ilerideki oyuncuya uzun top atarlar, fark  yaratabilme adına. Eğer çekici, ofansif bir futbol oynamak istiyorsanız iyi bir  organizasyona ihtiyacınız var. Bu, sadece defans yapmaktan daha zordur.  Savunmayı önünde kurarsınız. FIFA ve UEFA hep “Biz oyunun güzelliğini seviyoruz,  bu oyunu daha çekici kılmaya çalışıyoruz.” diyor. Ancak bu kuralla, santrfor  pasif durumdayken, top onun kontrol edebileceği durumda olmasına rağmen bayrak  kalkmıyor, topa dokunmadığı için. Ancak aynı oyuncu, savunma oyuncusu topa ilk  dokunduğu anda pres yapıp gol atabiliyor. Yani, kurallar, çekici futbol oynayan  takımın aleyhine işliyor. Defansif oyuna yardım ediyor. Bu durumda “Tamam, pasif  ofsayt yok, topluca gerideyiz, maç da 0-0 ya da 1-0 bitsin. Bu yeter.”  denilebiliyor. Ancak insanları güzel oyunla mutlu etmek istiyorsanız, ki futbol  dünyanın en güzel oyunu, bu saçma kural bunu zorlaştırıyor.</p>
<p><strong>İstanbul BŞB maçının 90. dakikasında yenilen golde farklı bir durum  söz konusuydu. 11 oyuncu ile ceza sahası önüne kadar geldik, dolayısıyla  rakiplerimiz de bu bölgeye inme fırsatı buldular. Ne kadar geri çekilirseniz,  rakip aynı ölçüde sizi takip edebilir çünkü. Ama Gençlerbirliği maçının son  anlarında Mustafa Sarp, Servet sürekli birbirleri ile konuştular. Ve savunma  çizgisini orta sahaya daha yakın kuran bir takım çıktı ortaya. Bu anlamda,  Galatasaray’ın “öğrenen’’ bir takım olduğunu söylemek mümkün  mü?</strong><br />
Elbette. Önde oynamak, sahanızdan çıkmak istiyorsanız; bunu  yalnızca top üzerinde baskı uygulayarak gerçekleştirebilirsiniz. Aksi takdirde  markaja devam etmek zorundasınız. Biz de bunun üzerinde çalışıyoruz, daha iyi  olmalıyız. Her zaman ilk basamaktan başlarız; düşünmekten. Üzerinde çalışıyoruz,  çünkü bu önemli bir durum maç içerisinde. Savunmada öndeyseniz ve topun atılması  hedeflenen rakip santrforu ofsaytta ya da kalenizden uzakta bırakabilmişseniz  başarılısınızdır. Ancak UEFA ve FIFA’nın saçma kuralı bize bu noktada yardım  etmiyor. Çekici bir futbol oynamamızı, topu kalemizden uzakta tutmamızı  engelliyor.<br />
Bir başka anlayamadığım kural da şu; maç boyunca çok sayıda faul  oluyor. Oyuncular çok sayıda ve kötü fauller yapabiliyor. Bunun dozu arttıkça da  uyarı veya kart alıyorlar. Ama kaleci bir hata yaptığı zaman; çoğu zaman hem  penaltı, hem de kırmızı kart oluyor. Bu inanılmaz. Çünkü kaleci de diğer  oyuncular gibi geç kalabilir, topa müdahale etmek isterken rakibe temas  edebilir. Bence penaltı zaten önemli bir ceza. Bir de kaleciyi oyundan atmak,  bence futbolun en saçma kuralı, mevcut ofsayt kuralıyla birlikte. Orta saha  oyuncusu maç boyunca sürekli faul yapıp oyuna devam edebiliyor, ancak kaleci  ceza alanı dışında topa eliyle değse bile kırmızı kart görüyor. Bu çok  saçma.</p>
<p><strong>UEFA Avrupa Ligi’nde altı hakem birden vardı. Değişiklik olduğunu  hissettiniz mi?</strong><br />
Hayır, bu bize yardım etmedi. Çünkü harika bir gol  attık, yine de verilmedi. İzleyenlere daha çok keyif verebilmek için çekici  futbolu cazip kılmaya, arttırmaya çalışıyorlar. Futboldaki en çekici şey gol.  Oyuncularım izleyenler için gol attılar, hem de harika bir gol. Ancak bu gol,  izleyenlerden alındı. Orada başka bir hakem var, ancak yine de doğru karar  çıkmadı. Dolayısıyla bir değişiklik hissetmedim.</p>
<p><strong>Ajax’taki yıllarınıza geri dönelim. Galatasaray ile bağlantılı bir  soru sorarak tabii. Stanley Menzo ve Leo Franco. 80’lerin sonundaki Ajax’ın  kalecisi Menzo, aynı zamanda takımın bir parçası olarak kabul ediliyordu. Ceza  sahası dışına çıkarak Ajax’ın sahada rakiplerine karşı yarım oyuncu daha fazla  olmasını sağlamalıydı. Neticede Ajax, on buçuk oyuncuya karşı; 11 oyuncu ile  mücadele ediyordu. Galatasaray’da da Leo Franco, ligin ilk yarısında yediği gol  sayısından dolayı eleştirildi. Ama bu biraz, Galatasaray’ın hücum futbolu  fikrinden kaynaklanan bir durum değil mi?</strong><br />
Bunları birbirinden farklı  değerlendirmek gerekir. Üst düzey futbol takımlarının neredeyse tamamında  kaleciler, takımla birlikte oynamışlardır. Bu önemli. Franco, farklı bir kaleci.  Tecrübeli, oyunun her anında sakin kalabilen, baskının üstesinden gelebilen. Ama  Hollanda futbol mantalitesine sahip Edwin van der Sar veya Stanley Menzo  tarzında bir kaleci değil. Özellikle Ajax Sistemi’nde Cruyff, kalecinin de her  zaman takımın bir parçası olmasını istiyordu. Ve bu çok zordur.  Eleştirebilirsiniz; çünkü bu sistemde savunma oyuncuları, çoğu zaman  yalnızlardır. Şunu bilmelisiniz. Özellikle, takımın ileri çıktığı anlarda; Leo  Franco, zamanlamasıyla bu aradaki boşlukta oluşabilecek sıkıntılara engel  oluyor. Tecrübeli bir kaleci çünkü.<br />
Mesela, Barcelona kalecisi Victor Valdes.  Birçok insan, O’nun iyi bir kaleci dahi olmadığını söyler. Ama Valdes,  ‘’Barcelona’’ için, onların oynamak istediği oyun için, üst düzey bir kaleci.  Topla birlikte çıkabiliyor, agresif olabiliyor, geriden oyun kurabiliyor…  Dünyada bir numaralı kaleci olarak pek çok isim ele almak mümkün. Chelsea  kalecisi Petr Cech, ya da İtalyan Gianluigi Buffon gibi. Gerçekten kendi  alanlarında son derece başarılı isimler. Ama onları bir an için Barcelona’da  düşünün. Orta saha çizgisine yakın pozisyon alan savunma oyuncuları olduğunda  kalelerinde yalnız kalırlar. İleri çıktıklarında… Unutun gitsin. Cech’e büyük  saygı duyuyorum. Ama Barcelona Sistemi, gerçek anlamıyla Victor Valdes tarzında  bir kaleciye ihtiyaç duyuyor. Valdes’in Barcelona’da kendisini kanıtlaması da,  beni ayrıca mutlu ediyor. Hem geçtiğimiz sezon, hem de bu sezon Barcelona’nın  kazandığı tüm başarılarda önemli katkıları oldu. Takımın önemli bir  parçasıydı.<br />
<strong><span style="color: #990000;">“RÜŞTÜ İYİ KALECİYDİ AMA SİSTEM İÇİN SEÇİM  YAPTIM”</span><br />
Örnek vermek gerekirse; 2003 yılında Rüştü Reçber ile beraber  çalıştınız. Rüştü, belki Victor Valdes’den daha iyi bir çizgi kalecisiydi. Ama  Valdes, Barcelona’nın oyun sistemi için daha uygun bir isimdi. Öyle değil  mi?</strong><br />
Rüştü konusunda bir yanlış anlaşılma yaşandı açıkçası. Benim onu  sevmediğim yönünde yorumlar yapıldı; ama bu doğru değil. Ben Rüştü’yü  seviyordum. İyi bir profesyoneldi. Takım arkadaşları için de iyi bir partnerdi  -ki arkadaşları da onu çok seviyordu. Ama o, önünde çok sayıda savunma  oyuncusuyla oynayan türden bir kaleciydi; geriden oyunun kurulmasına yardımcı  olup topu ayağıyla oyuna sokabilmekten ziyade. Harika bir kaleciydi; ancak  yaptığı kurtarışın ardından topu dışarıya ya da çok uzaklara atıyordu. Kalecilik  yeteneklerini hiçbir zaman tartışmadım, tartışmam. O, iyi bir kaleci. Ama sistem  için bir seçim yapmam gerekiyordu. Bu yüzden tercihimi Victor Valdes’den yana  kullandım. Bu, Rüştü’yü sevmediğim anlamına gelmez. Tamamen farklı bir konu.  Valdes’in lehine olan bir durum daha vardı. O, önündeki İspanyol savunma  oyuncuları ile daha rahat iletişim kurabiliyordu. Ve Rüştü’nün bu durumda öne  geçebilmesi için İspanyolca öğrenmesi gerekiyordu. Takdir edersiniz ki, bu da  onun için zor bir durumdu.<br />
<strong><span style="color: #990000;"> “BEN DE  YAŞLANIYORUM”</span></strong><br />
<strong>Şu sıralar hangi tür müzik  dinliyorsunuz?<br />
</strong>Eski kayıtları. Çok yeni şeyler dinlemiyorum. Ben de  yaşlanıyorum tabii. Ve gençliğimin duygularını taşıyorum. Son zamanlarda  dinlediklerim; Temple of the Dog, ki onlar Chris Cornell, Soundgarden ve Pearl  Jam’in bir nevi bileşimi, Pixies.<br />
“Yöneticilerimiz de futbol takımımızın bir felsefesi, bir oyun stiline  sahip olmasını istiyorlar. Futbol tarihi, defansif futbol ve tek gollü skorlarla  başarılı olmuş başka takımlarla da dolu; ancak insanlar, kendilerine daha yoğun  duygular yaşatmış takımları gönüllerinde her zaman farklı bir yere koyarlar.”</p>
<p>Kaynak: Galatasaray.org</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buradayiz.com/2010/02/03/bir-futbol-filozofu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sabri Sarıoğlu</title>
		<link>http://www.buradayiz.com/2010/01/01/sabri-sarioglu/</link>
		<comments>http://www.buradayiz.com/2010/01/01/sabri-sarioglu/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 01 Jan 2010 07:14:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EMRE</dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportajlar]]></category>
		<category><![CDATA[röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[sabri sarıoğlu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buradayiz.com/?p=298</guid>
		<description><![CDATA[
İlk kez 2001-2002 sezonunda giydiği A takım formasını, sekiz farklı teknik adamdan aldı, Sabri Sarıoğlu. Bugün 25 yaşında ve her zamanki gibi hazır, &#8220;Galatasaray’ın içinde büyüdüm ve Galatasaray’ın ne demek olduğunu biliyorum&#8221; diyor, içimizden biri Sabri Sarıoğlu.

Geçtiğimiz sezondan başlayalım. Bordeaux maçında attığın gol, senin için bir dönüm noktası mıydı?
Takım ligde iyi gitmiyordu. Kişisel olarak baktığımızda [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone" src="http://www.galatasaray.org/images/haberler/60/B_5752_sabri_b.jpg" alt="" width="470" height="179" /></p>
<p>İlk kez 2001-2002 sezonunda giydiği A takım formasını, sekiz farklı teknik adamdan aldı, Sabri Sarıoğlu. Bugün 25 yaşında ve her zamanki gibi hazır, &#8220;Galatasaray’ın içinde büyüdüm ve Galatasaray’ın ne demek olduğunu biliyorum&#8221; diyor, içimizden biri Sabri Sarıoğlu.</p>
<p><span id="more-298"></span></p>
<p>Geçtiğimiz sezondan başlayalım. Bordeaux maçında attığın gol, senin için bir dönüm noktası mıydı?<br />
Takım ligde iyi gitmiyordu. Kişisel olarak baktığımızda da istediğim performansı sahaya yansıtamıyordum. Bu noktada taraftarın takımdan ve benden bir beklentisi vardı. Şahsen o beklentiyi karşılayamadığımı düşünüyordum. Bu nedenle o dönem taraftar bana karşı tepkiliydi. Bordeaux maçında attığım golün değeri çok büyük. Takıma turu getirdi. Benim de üzerimden baskıyı aldı. Ben o gün kafa olarak çok rahatladım. O maçın öncesini çok fazla konuşmaya gerek yok. Hiçbir futbolcu yaşamak istemez. Fakat taraftara bir kırgınlığımın olmadığını da belirtmeliyim.</p>
<p><strong>Dediğin gibi, takım o dönem ligde kötü gidiyordu. Peki tepki neden senin üzerinde toplandı?<br />
</strong>Bir kere takımdan başarı bekliyorlar. O başarı da gelmeyince insanlar da hayal kırıklığına uğruyorlar. Birileri daha fazla nasibini alıyor tepkilerde, birileri daha az tepki alıyor. Ben çok alanlardan oldum. Demek ki benden de beklentiler fazlaymış diye düşünüyorum. Fakat ben profesyonelim… Her zaman işimi daha iyi yapmaya çalışıyorum.</p>
<p><strong>Burada sen kendi adına sorumluluğu üstleniyorsun…<br />
</strong>Ben yıllardır bu kulüpteyim. 16’ncı yılımı geçiriyorum. Tabii ki benden beklentiler çok fazla olacak. Daha iyi oynamamı isteyecektir taraftar. Ve bu beklentiler içinde ortada bir başarısızlık varsa bunun kendi payıma düşen kısmını üstlenmeliyim. Bir de şu var; bu tepkiler doğru mu, bence değil. Avrupa liglerini de izliyoruz. Bir oyuncu kötü şut ya da pas atsın, bir uğultuyla karşılaşmıyor. Alkışla destek alıyor. Bu oyuncuyu da olumlu etkiler. Yani burada taraftar takımını olumlu yönde itiyor. Yanlış hatırlamıyorsam televizyondan seyrettiğim bir Arsenal &#8211; Manchester United maçında Fatih Hoca (Terim) yorumcuydu. Ve yanlış verilen bir pasın üzerine taraftarın oyuncuya verdiği desteği yorumlamıştı. “Yanlış şut çektiği zaman alkışlanıyor, yanlış pas attığı zaman alkışlanıyor, yenilince de alkışlanarak statta ayrılıyor” demişti hoca. Taraftarın verdiği bu destek bir futbolcu için çok önemli.</p>
<p><strong>Bu baskı seni çok rahatsız ediyor mu? Yani iki tane kötü şu attın. Üçüncü pozisyonda normal şartlarda çekeceğin bir şuttan taraftarın baskısı nedeniyle vazgeçer misin?</strong><br />
Bu galiba baskının derecesine bağlı&#8230; Kötü bir şut çekiyorsun ve homurdanmalar oluyor. Bir sonraki pozisyonda insan mutlaka tedirgin olur ve düşünür. Acaba şut çektiğimde kötü giderse baskı üzerime yoğunlaşır mı diye düşünüyor. Demin Avrupa örneğine bu yüzden değindim. Taraftarlar, futbolcuya verdikleri destekle çekilecek bir şutun daha iyi olmasını sağlayabilirler ya da daha kötü olmasını. Tabii burada her şeyi taraftara yüklememek gerekir. İşin büyük kısmı futbolcu da ama taraftarda etken, bu unutulmamalı. </p>
<p><strong>Sen her şeye rağmen çekinmeden üstüne gidebiliyorsun. Örneğin Graz maçında aklıma böyle bir pozisyon geliyor. 1-1 giden bir maç ve senin daha önce birkaç olumsuz şutun olmasına rağmen, kritik bir pozisyonda yine kaleyi görebiliyorsun…</strong><br />
Futbolcu için önce kendi doğrusu gelir. Bu konuda yanlış bir düşünce var. Özellikle şut konusunda madalyonun doğru yüzünden bakmak gerekir. Şut çekersiniz, top gol olabilir, dışarı gidebilir ya da kaleci kurtarabilir. Yani atak biter. İnsanlarda bunun hayal kırıklığını yaşanıyor. Futbol sonuç oyunudur ve şut çekmezsiniz gol olmaz. Denemek lazım. 10 şut çekersiniz, dokuzu dışarı gider, biri gol olur ve o gol maçta size galibiyeti getirir. Futbolcu müsait pozisyondaki arkadaşı yerine kaleye şut çekebilir. Bunun yanlış tercih olduğu top kaleye girmeyince ortaya çıkar. Kısaca şut imkanı yakalanmışsa futbolcu vurmalı.</p>
<p><strong>Birde hep tartışılan oyuncusun. Doğrusunu söylemek gerekirse bu girdabın içinden pek kurtulamadın. Takım yenilince akla ilk gelen isimlerden biri oluyorsun. Bu konuda yorumun nedir?</strong><br />
Bunun baskısı da var üzerimde. Zaten bu konuştuklarımız birbirini tetikliyor. İyi mi oluyor, kötü mü oluyor dersen; tabii ki kötü bir durum. Aynı şeye geliyoruz. Futbolcunun kafasında olumsuz ayrıntılar dolanmamalı. 2002-2003 sezonunda ilk oynamaya başladığımda ne yaparsam yapayım destek görüyordum. Yeni bir yüzdüm ve herkes destekliyordu. Yıllar geçti ve yüzler eskidi, tolerans da azaldı. Bu aslında sadece benim sıkıntım değil. Türk futbolunun geleneği olmuş bu durum. Bunun örneği sadece ben değilim. Birçok isim sayabilirim.</p>
<p><strong>Biraz daha başa dönelim. Kadro dışında kaldığın dönemde neler oldu?</strong><br />
O dönem hak etmediğim şeyler yaşadım.  Neler yaşadığımı bir, iki futbolcu arkadaşım bilir. Hatta tam anlamıyla sadece ben bilirim. O zamanki hocamızın kararıydı bu. Benim bu konuda da hatalarım olabilirdi ama kadro dışı kalmamı gerektirecek bir şey yoktu. Bana yapılanların yanında, benim hatalarım dağın yanında fare kalırdı. Sabrettim, bekledim. Tek başıma çalıştım. İsyan da etmedim, takımımı destekledim. Çünkü ben Galatasaraylıyım. Galatasaray camiasını üzecek bir hareketin içinde hiçbir zaman bulunmam. Tabii bu olay tam anlamıyla bilmeden yazılar yazıldı.</p>
<p><strong>Sahada agresif bir görüntün var. Bu şekilde görüntü vermesem dediğin oluyor mu, yoksa ben buyum mu diyorsun?</strong><br />
Vermesem dediğim zaman daha çoktur. Maç sonrası kendimi izlediğimde, kendime kızdığım çok olur. Sezon başından beri hakemlerle olsun, rakip oyunculara olsun olumsuz olarak gözüken davranışlarımı daha da azalttım. Kendi özeleştirimi iyi bir şekilde yaptım. Benim daha önceki yaptığım hareketlerim kötü niyetli değildi. Ama ben hırslı bir oyuncuyum. Hırsımı bazen böyle olumsuz yerlere çekiyorum. O da beni kötü gösteriyor. İnsan yaptığı hatalardan ders almasını bilmeli.</p>
<p><strong>Sence insanlar sendeki değişimin farkında mı?</strong><br />
Belli bir kesim fark ediyor. Fakat kötü zamanda eleştirilerin sesi daha yüksek çıkıyor. Yanlışlığı ortadan kaldırınca takdirini almak daha sessiz oluyor. Ben aslında bunu çok fazla dile getirmek istiyorum ama tepki toplarım diye söyleyemiyorum. Çünkü motivasyon açısından da çok önemli bu nokta. Kendime bu konuda beyaz bir sayfa açtım, bu beyaz sayfaya da güzel şeyler yazmak istiyorum. Dikkat ederseniz Gaziantepspor maçında bir penaltı pozisyonu vardı. Eski Sabri olsa, itirazında ısrar ederdi ama ben penaltı pozisyonun ardından hakeme penaltı değildi dedim. Hakem de bana penaltıydı dedi. Ben de saygı duyduğumu söyledim. Yani bu bir örnek ve benim için güzel bir şey.</p>
<p><strong>Dışarıdan uyarı aldın mı, itiraz etme diye yani seninle bu konuda özel bir görüşme yapıldı mı?</strong><br />
Ben çok tecrübeli oyuncularla oynadım. Tabii ki ağabeylerimin bana uyarıları oluyordu. Mesele Ergün Penbe’nin bana bu konuda uyarıları olurdu. Benim gördüğüm en centilmen oyuncudur. Kendisi bana çok kızdı bu tavırlarımdan dolayı. Bu sene yine kendisi ile başa baş konuşmalarımızda daha dikkatli olmamı söyledi. Tabii kendim de bu durumu çok sorguladım.  25 günlük bir tatil dönemimiz vardı. Bu dönemde kendimle baş başa aldım. Geçmiş dönemlerdeki hatalarımı değerlendirme ve elekten geçirme şansım oldu. Bunda ailemin ve arkadaşlarımın da katkısı var. Tabii hocanın ve yöneticilerinde bana bu konuda katkıları var ama yöneticileriniz ya da hocamızla bu konulara özel bir görüşme olmadı.</p>
<p><strong>Ergün Penbe’yi izlerken şaşırıyor muydun bu adam neden bu kadar sakin diye?</strong><br />
Ergün Ağabey ile ailece her zaman görüşürüm. İnanılmaz derece de iyi bir insan. Birisinin kalbini kırdığını göremezsiniz. Ben kendisi ile 7-8 sene oynadım. Hala da görüşürüm. 10 yıllık bir ağabey kardeş ilişkimiz var. Örnek alınması gereken bir isim. Alttan gelen kardeşlerimiz bu konuda kendilerine bir örnek arıyorlarsa Ergün Penbe’nin kasetlerini izlemeliler.</p>
<p><strong>Sağ bek olarak aslında son yıllarda oynuyorsun. Aslında altyapı takımlarında orta sahada oynuyordun. Yeni bir sağ bek sayılırsın. Bu unutuluyor galiba…</strong><br />
Takıma Ribery geldikten sonra ben onunla rotasyona girdim. O oynamadığında sağ çizgide ama önde oynuyordum. Ertesi sene ise sağ bek oynamaya başladım. Ama futbolda futbolcu kendini her mevkiye hazırlamalı. Üç sene önce daha çok ofans oynuyordum. Ama imkanlar beni buraya getirdi. Yerimi kesinlikle yadırgamıyorum. Elimden gelenin en iyisini verme amacındayım. Oynadıkça daha çok çalışıyorum. Üstüne koya koya gittiğim kesin.</p>
<p><strong>Bundan sonra benim mevkiim sağ bek diyebilir misin?</strong><br />
Şu anda kendimi sağ bek oyuncusu olarak görüyorum. Yerime alıştım. Ama yarın bakarsınız başka bir şey istenir benden, ona adapte olmaya çalışırım. Sağ bekte hatalar da yapıyorum zaman zaman. Ama ayrımını iyi yapmak lazım… Bunlar orta sahadan sağ beke dönmüş oyuncuların yaptığı hatalar değil, her sağ bekin yapabileceği hatalar.</p>
<p><strong>Transfer dönemlerinde sağ bek aranması seni demoralize ediyor mu?</strong><br />
Her transfer döneminde büyük takımlar birçok mevkiye transfer yapıyor. Bazıları gerçekleşiyor, bazıları gerçekleşmiyor. Bu durum zaten kulüplere başarıya giden yolda kazanç sağlar. Rekabet başarıyı getiriyor çünkü. Sonuçta ben, Serkan ve Uğur bu mevkinin oyuncularıyız. Birimizi oynamadığında, diğerini aratmamaya çalışıyoruz.</p>
<p><strong>Saha içine dönersek, şu anda oynadığı mevki ile ilgili olarak en büyük eksiğin nedir?</strong> En büyük eksiğim sol ayağımın zayıflığı. Topu sol ayağıma aldığımda bir tedirginliğim oluyor. Geliştirmem gereken bir husus. Ekstra çalışmalarım var. Bir diğer konu boyum kısa. Süratimle ve zıplama kuvvetimle kapatmaya çalışıyorum.</p>
<p><strong>Bek oyuncusunun bir yarı boyunca teknik direktörün önünde oynaması stres yaratır mı oyuncuda? Kenarda devamlı işe karışan biri var sonuçta…<br />
</strong>Hoca aslında koridoru daha geniş görüyor. Bu onun için avantaj. Bek oyuncusun da hocanın bu avantajının farkında olması lazım.</p>
<p><strong>Bu noktada oyuncuların maçta hocanın direktiflerini almasının zor olduğu söylenir…<br />
</strong>Pozisyon içerisinde duymazsınız. Ama topa odaklanmadığınız anlar olur, hoca da zaten o sırada müdahale eder. O zaman iletişim daha kolay sağlanır.</p>
<p><strong>Keita ile önlü arkalı oynamak nasıl? Bazen sen uzun ve kuvvetli bir boş koşu yapıyorsun, bindirmelerinde o içeri deplase oluyor ya da topu senin önüne yuvarlıyor. Aranızda çok iyi bir uyum olduğu gözleniyor.</strong><br />
Sağ bekin en büyük görevi bindirmektir. Trabzon maçında attığımız üçüncü golde güzel bir örnek var. Keita topu aldı, ben bindirdim. Rakip benle geldi. O orta yaptı ve gol geldi. Top gelir veya gelmez, bek o alternatifi yaratmalı. Keita ile dediğin gibi aramda iyi bir uyum var. Ben çıktığımda o benim kadememe geliyor. Bek oyuncuları 50-60 metrelik boş koşular yapıyor. Top kaybı olduğunda o mesafeyi, belki de daha fazlasını geri koşmak zorunda. 10 pozisyonun altısında geri dönseniz, dördünde dönemiyorsunuz. Keita bu gibi pozisyonları çok iyi süzüyor. Dönemediğim pozisyonlarda yerime pozisyon alıyor.  Futbol bir performans oyunu ve bu yardımlaşmalar çok önemli.</p>
<p><strong>Takıma gelelim. Maç kötü giderken takım toparlanamıyor mu?</strong><br />
Erken form tuttuk. İki hafta içinde alınan puan kayıplarının ardından inanılmaz bir eleştiri oldu. Biz buna şaşırdık. Çünkü hiç dozunda değildi. Son yılların en iyi çıkışını yakaladık. Kötü oynadığımız maçlar da olacaktır. Ama genele bakmak lazım. Saha içinde mağlup duruma düşünce ya da galipken beraberlik golünü kalemizde görünce tabii ki bir demoralizasyon oluyor. Bunun içinde tabii hocamızla takım arkadaşlarımızla çalışıyoruz. Bu sıkıntıyı giderebilmek adına. Trabzonspor maçının bir bölümünde yaşadık. O maçta bu sorunu aştık. Maçı çevirebildik. Profesyonel futbolcuyuz, gol yedikten sonra kendimizi bırakmamalıyız.</p>
<p><strong>İleride yurt dışında oynamak gibi bir hedefin var mı? Daha 25 yaşındasın…</strong><br />
Benim futbola başlamadan önce hayallerim vardı. Galatasaray’da ve Milli Takım’da oynamak, bu hayallerinde iki tanesiydi ve onları gerçekleştirdim. Hayallerim arasında Avrupa’da oynamak da var. Galatasaray apoleti ile Avrupa’ya gitmek istiyorum. Bu illa buradan gitmek istiyorum gibi algılanmasın. Buradan gidersem Galatasaray’ın menfaatleri doğrultusunda ayrılırım. Kulübümü ve ülkemi en iyi şekilde temsil etmek isterim.</p>
<p><strong>Geçen sene İtalya takımları ile anıldın. Özellikle Fiorentina ile ismin geçti. Bu teklifler gerçekten oldu mu?</strong><br />
Benim menajerim İtalya’da yaşıyor. Geçtiğimiz sene çeşitli teklifler geldi. Ama gerekli ortam oluşmadı. Bu biraz da kısmet işi. Şu anda zaten Avrupa’nın en iyi kulüplerinden birinde oynadığımı düşünüyorum. Avrupa’ya gidemesem bunun ezikliğini yaşamam.</p>
<p><strong>Lig tercihin hangisi olur, hangi ligi kendi futboluna daha yakın buluyorsun?</strong><br />
Televizyonda maç var ve ben evdeysem televizyon karşısına otururum. Özellikle Premier Lig maçlarını takip etmeyi severim. Çocukluğundan beri İngiltere Ligi’ni takip ederim. Eğer bir sıralama yapacak İngiltere, İspanya, İtalya ve Almanya şeklinde olur. Futbolcuya İngiltere’de verilen değer çok farklı. İşte geçen sene Tuncay’ın da forma giydiği Middlesbrough küme düştü, insanlar takımlarını alkışladı. İnsan hem şaşırıyor hem de özeniyor. Yine Tugay Abi’ye verilen değeri de gördük. İngiltere’deki futbolcunun, üzerimizde baskı var gibi bir mazereti olamaz. Biz Liverpool maçına gittik ve ben orada İngiliz taraftarından çok etkilendim. Bazı konularda taraftarımızın bilinçlenmesi gerekir. Fakat Galatasaray taraftarının da hakkını yemeyelim. Takımına inanılmaz sahip çıkıyor. Bizim tezahüratlarımız ve marşlarımız bizleri inanılmaz şekilde motive ediyor.</p>
<p><strong><span style="color: #990000;"><br />
Üçlü çektirmek</span></strong>…<br />
Türkiye’ye has bir tezahürat şekli. Bizim için klasik oldu. Taraftarlar benden böyle bir talepte bulunuyor. Bende keyifle yapıyorum. Ama yine bazı yazarlar bu olayı da başka bir tarafa çektiler. Rakip taraftarı tahrik ediyor deniyor. Bu kötü bir tezahürat değil, rakibe yönelik bir tezahürat değil ama bu şekilde yorumlayanlar var. Ben bunlara gülüp geçiyorum.</p>
<p><strong><span style="color: #990000;">Tribünde olmak…</span></strong><br />
İsterim tabii ki ama futbolu bırakmadan mümkün gözükmüyor.</p>
<p><strong><span style="color: #990000;">Eleştirilere…</span></strong><br />
Değer verdiğim spor yazarları ve eski futbolcular var. Onların eleştirileri ya da söylemlerini dinlerim. Düzeyli olanları izlemeye çalışırım. Ama bir kısım spor yazarı da yazarlığı bırakıp amigoluk yapıyor. Spor yazarı bence tarafsız olmalı, eleştirisinde ve övgüsünde aşırıya kaçmamalı.</p>
<p><strong><span style="color: #990000;">Taraftara…</span></strong><br />
Onlar bizi, biz onları çok seviyoruz. Bana tepki verdikleri bir dönem oldu. Hiçbir zaman onlara kızmadım. Hayal kırıklığı tabii ki oldu. Ama hiçbir tepkim olmaz taraftarımıza karşı. Onların bir bildiği vardır dedim. Onlar da bu renkleri çok sevdiği için veriyorlar bu tepkileri. Taraftarlardan dileğim desteklerini sürdürmeleri. Kötü günde mutlaka yanımızda olmalılar. Galatasaray taraftarı çok özel bir taraftar ve farkı bu şekilde ortaya koymalılar.</p>
<p><strong><span style="color: #990000;">Frikikler…<br />
</span></strong>Şöyle bir şanssızlık var Galatasaray’da. Galatasaraylı taraftarlar Hagi gibi bir oyuncuyu izledi yakın zamanda. Ondan sonra o topa, frikiklerde kim vurursa vursun beklentiyi karşılaşması zordu. Çünkü Hagi gerçekten çok yüzdeli vuruyordu. Futbol bir güven oyunu. Biz maçtan önce bunları konuşuyoruz. Hoca maç öncesi şuradan şu isim vursun ya da o sırada kendini iyi hisseden vursun der. Bende korkmadan vurmaya çalışıyorum. Ama başta da konuştuk ya Kafalarda soru işaretleri olunca, o baskıyla beraber bazen kafadaki pratiğe yansıtılamıyor. Ben iyi vurduğuma inanıyorum. Bu biraz da güven işi.</p>
<p><strong><span style="color: #990000;">Altyapıdan gelen oyuncu olmak…<br />
</span></strong>Galatasaray’ın geleceğinin altyapından çıkması lazım. Ben de o kademelerden yükselerek geldim buralara. Orada zorluklar yaşanıyor. Galatasaray’ın havasını içinize çekerek büyüyorsunuz. Galatasaray’ın ne demek olduğunu öğreniyorsunuz. Barcelona her sene altyapında oyuncu çıkarıyor. Biz de bunu yapmalıyız. Buradan şu anlam çıkmasın. Dışarıdan gelen oyuncu bu ailenin parçası değil. Tabii ki bu çatı altındaki herkes, bu kulübün başarısı için çalışıyor. Ama altyapıdna gelen oyuncunun takımını sahiplenmesi çok daha farklı.</p>
<p>Kaynak: (Galatasaray Dergisi, Kasım 2009, Sayı: 84)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buradayiz.com/2010/01/01/sabri-sarioglu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
